65 hükümet 260 yılda kurulur
Reklam

65 hükümet 260 yılda kurulur

Ak Parti Genel Merkez Disiplin Kurulu Üyesi Metin Doğan; “94 yıllık cumhuriyet tarihinde kurulan hükümetlerin ortalama ömürleri 1,5 yıl bile değil

11 Nisan 2017 - 11:28

Ak Parti Genel Merkez Disiplin Kurulu Üyesi Metin Doğan; “94 yıllık cumhuriyet tarihinde kurulan hükümetlerin ortalama ömürleri 1,5 yıl bile değil. Kurulan 65 hükümet her dört yılda bir kurulsaydı 260 yıl geçmesi gerekirdi. Menderes, Özal, Erdoğan hükümetlerini çıkın, diğer hükümetlerin ortalama ömürleri 6 ay ve birçoğu koalisyonlar. Biz bu sistemi işte bu durumlara bir daha düşmemek için istiyoruz” dedi. Ak Parti MKYK eski üyesi Genel Merkez Disiplin Kurulu Üyesi Hukukçu Metin Doğan neden ‘evet’ verilmesi gerektiğini Kahramanmaraş’ta Bugün Gazetesine açıkladı. Eski sistemin, bölge ve dünya da söz sahibi bir Türkiye için dar geldiğini, istikrarın garantisi olan yeni sistemin 17 Nisan sabahında ülkeye çok büyük bir ivme kazandırmaya başlayacağını söyledi. 40 gündür Ak Parti teşkilatı, milletvekilleri ve belediye başkanlarıyla birlikte gece gündüz sahada ‘evet’ çalışması yapan Doğan muhalefetin ‘tek adam’ söylemine sert tepki göstererek, bu sistemin en çok Recep Tayyip Erdoğan sonrası için gerekli olduğunu belirterek; “Şuan Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanlığının tüm yetkililerini kullanmakta her türlü imkana sahip birisi. Ama bu sistem Recep Tayyip Erdoğan gibi, Rahmetli Özal gibi karizmatik ve güçlü liderlerin olmadığı dönemde, Türkiye’nin siyasi istikrarının bozulmaması, Türkiye’nin koalisyonlara mahkûm olmaması için getirilmek istenin bir sistemdir.” Dedi. 7 Haziran ve 1 Kasım seçim çalışmaların da saha da yoğun bir şekilde çalıştığını da hatırlatan Doğan, partilerine karşı 7 Hazirandaki tepkilerin 1 Kasımda olumlu tepkiye döndüğünü gördüğünü, referandum çalışmalarının ise 1 Kasım’dan daha çok iyi durumda olduğu belirtti. Sahada bire bir halkla bütünleşen Doğan Kahramanmaraş’ın en az yüzde 80’lerde çıkarak Türkiye’de rekor kıracağına inandığını belirtti. Türkiye’deki koalisyon dönemlerindeki siyasi ve ekonomik krizlerle ülkenin fakirleştiğini belirten Doğan, 1970-80 yıllarını örnek göstererek 10 yılda 11 hükümetin kurulduğunu, Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün görev süresinin bitmesinin ardından meclisin 115 kez oturum açmasına rağmen bir cumhurbaşkanı seçemediğine vurgu yaptı. Doğan hemen ardından da kardeşi kardeşe düşüren ihtilalin gerçekleştiğini belirterek ülkenin bir daha bu duruma düşmemesi için yeni sisteme mutlak ihtiyaç olduğunu belirtti. Bugün Gazetesinin sorularına içtenlikle cevap veren Ak Partili Metin Doğan’la yapılan dev röportajın ayrıntıları; 17 Nisan sabahı bambaşka bir Türkiye’yle uyanacağız Doğan; “Evet’le ilgili bir tereddüdümüz yok, seçmenimizin iradesiyle 17 Nisan sabaha bambaşka bir Türkiye’yle uyanacağıma inanıyorum. Artık Türkiye’de anayasa ve hükümet sisteminin değişmesiyle istikrar kalıcı hale gelecek, bu da insanlarımızın zihnine yerleşecek. Hiçbir zaman için ‘acaba bir sonraki seçimde kimler iktidara gelecek, koalisyonlar olacak mı’ diye düşünmeyecek. Üretimine, işine odaklanacak, geleceğe güvenle bakarak işini kuracak, yatırımını yapacak.” Dedi. Ak Parti Genel Merkez Disiplin Kurulu Üyesi Hukukçu Metin Doğan neden ‘evet’ verilmesi gerektiğini örnekleriyle Kahramanmaraş’ta Bugün Gazetesine açıkladı. 40 gündür sahada teşkilat üyeleriyle birlikte gece gündüz demeden yoğun çaba sarf eden Doğan, nerede bir ‘hayır’cı var onun peşine düştüklerini, örnekleriyle onu ikna ederek ‘evet’ cephesine geçirmeye çalıştıklarını belirtti. Kahramanmaraş’ta yüzde 80’lerin üzerinde bir oran beklediğini de dile getiren Doğan; “Türkiye’de Güneş Motel pazarlıklarının, bir şemsiye partisi kurdurulup diğer partilerden onlarca partiden istifa ettirilerek, milletin iradesini Ankara, İstanbul pazarlarında ucuz bir mal gibi alınıp satıldığı bir ortamın gelmeyeceğini vatandaşlarımız görecek. Ekonomiye, siyasete daha güvenle bakacak. Vatandaşın güvenini kazanmış bir devlet, dış politikada daha etkin olacak daha dik duracak, yatırımlarda ileriye dönük projelerde daha cesaretli davranmak suretiyle ülkenin geleceğini şekillendirecek.  Bu sistem ülkenin 2023-2071 hedeflerine giden hükümetler için de itici bir güç olacak.” Dedi. Dev röportajda muhalefetin ‘tek adam’ ve ‘denize dökme’ kampanyası üzerinde çok duran ve sert tepki gösteren Doğan, CHP’nin kendini elitiz grup olarak gören yöneticilerinin bu milletin hor gördüğünü, kendileri dışında hiç kimseyi kabullenmek istemediğini vurguladı. Kahramanmaraş’ta Bugün Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mesut Tuğrul’un sorularına içtenlikle cevap veren Ak Parti MKYK eski üyesi Genel Merkez Disiplin Kurulu Üyesi Hukukçu Metin Doğan’la yapılan dev röportajın işte ayıntıları; 1982 Anayasası neden bize dar geliyor, Sizce Yeni sisteme ihtiyaç var mıydı? 1982 Anayasası, ihtilalden sonra askerlerin oluşturduğu bir anayasadır. 82 Anayasası; daha çok Türkiye’nin önünü tıkamaya yönelik, siyasetin önünü tıkamaya yönelik, özellikle cumhurbaşkanlığı makamının her zaman askerlerin gelmesi düşünülerek, adeta kendi ideolojilerini yansıtarak sistemin emniyet sibopu olarak görüp, yetkilerle donattıkları ve o yetkilerle sorumsuz bir cumhurbaşkanlığı sisteminin de içerisinde olduğu bir Anayasadır. 1982 Anayasası üzerinde birçok değişiklikler yapıldı, dolayısıyla da sistematiği bozuldu. Artık 82 Anayasasıyla 21. Yüzyılda Dünya’nın en önemli güçlerinden biri olmaya çalışan, hem bölge meselelerinde hem de dünya meselelerinde söz sahibi olmaya çalışan bir Türkiye’nin olması mümkün değildi. Bir sistem değişikliği şarttı ve bu gömleğin ülkemize dar geldiği her platformda dile getiriliyordu. Hem ekonomik, hem siyasi istikrarın, hem de Türkiye’deki hukuk reformlarının yapılması ve bunların artarak devam etmesi için yeni sistem ve yeni Anayasa kaçınılmazdı. Muhalefetin üzerinde durduğu ‘tek adamlık’ vurgusu, cumhurbaşkanının buna ihtiyacı var mı? Bu sistem Recep Tayyip Erdoğan için lazım olan bir sistem değil. Bu sistem Recep Tayyip Erdoğan sonrası için lazım olan bir sistem. Şuan Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanlığının tüm yetkililerini kullanmakta her türlü imkana sahip birisi. Ama bu sistem Recep Tayyip Erdoğan gibi, Rahmetli Özal gibi karizmatik ve güçlü liderlerin olmadığı dönemde, Türkiye’nin siyasi istikrarının bozulmaması, Türkiye’nin koalisyonlara mahkûm olmaması için getirilmek istenin bir sistemdir. Başkanlık sistemi zaten yürütmenin tek kişide toplandığı bir sistemdir, bu Amerika’da da, Güney Afrika’da da, Brezilya’da da birçok dünya ülkesinde de bu şekildedir. Bunun üzerinden bir siyasi karmaşa çıkarmanın bir anlamı yok. Mevcut sistemle Cumhurbaşkanı adi suçlarla dahi yargılanamazken, getirilecek yeni sistemle hem görevi gereği işlediği suçlardan, hem de görevi dışında işlediği suçlardan yargılanma imkanı getiriyor. Şuan Cumhurbaşkanı sadece vatan hainliği suçundan yargılanabilir, fakat yeni sistemle Cumhurbaşkanı, yüce divanda yargılanmak suretiyle hukuk denetimi altına alınıyor. Cumhurbaşkanlığının tüm icraatları Danıştay’ın denetimine tabi, Sayıştay’ın denetimine tabi, Cumhurbaşkanının denetlenmesi için de mecliste etkin bir denetim sistemi kurulmuş olacak. Hem yasama hem de yürütme tarafından denetlenen, bütçe dışında bir kanun taslağı hazırlayıp meclise sunma imkanı olmayan bir kişinin ‘tek adam’ olarak nitelendirilmesi; Türkiye’yi istikrara, güvene kavuşturacak sisteminin bu şekilde maniple edilip, halk tarafından yanlış anlaşılmaya yönelik gayretlerinden başka bir şey değildir Bugün Bir milletvekili kendisine ulaştırılan seçmenlerinin sorunlarını bakanlık düzeyinde takip edebiliyor, yeni sistemle bu mümkün olacak mı? Yeni sistemde de bakan yardımcılığı aynen devam edecek. Bakan yardımcılığı, siyasiler aracılığıyla vatandaşların talepleriyle ilgilenmesi için kullanılan bir birimdir. Yeni sistemde de yine bakanlar ulaşılabilir olacak. Muhalefet, Bakanların sanki Mars’tan Uzay’dan gelecekmiş gibi bir algı oluşturulmaya çalışıyor. Bir kişinin bakan olabilmesi için kriterler belli, en önemlisi ise liyakat. Gelecek bakanlar yine siyasi kanattan gelecek, çünkü Cumhurbaşkanının da bir partisi olacak. Cumhurbaşkanı hem partisine karşı, hem de 5 yılda bir seçimle vatandaşa ekibinin ve icraatlarının hesabını verecek. Dolayısıyla periyodik seçimlerle sürekli halka hesap vermek zorunda olan, halkın karşısına çıkacak olan bir yürütmenin vatandaşların talepleri konusunda sağır ve dilsiz olması düşünülemez. Yeni sistemle koalisyon dönemlerine son, hafızaları tazelemek adına koalisyonların bu ülkeye ne zararı oldu? Şuan Türkiye’de 65. Hükümet iş başında. 1923 yılında cumhuriyetimizin kuruluşunun üzerinden 94 yıl geçti. Bu süreçte hükümetler 5 yıl değil de 4 yılda bir değişseydi 65 hükümet 376 yılda kurulurdu. 94 yılda kurulan 65 hükümetin kurulmasının ülkede ne kadar istikrarsız bir tablonun olduğunu gösterir. Yine 94 yılı 65 hükümet sayısına böldüğünüz de ömürlerinin 1,5 yıl bile olmadığını görürsünüz. Hatta, Menderes hükümetinin 10 yılını, Özal hükümetinin 8 yılını, Ak Parti hükümetinin de 15 yılını çıkarttığınızda diğer hükümetlerinin ömrünün 6-7 ay civarında olduğunu görürsünüz. Böyle bir istikrarsızlık ortamında Türkiye’nin ekonomi politikalarını belirlemesi, büyük yatırımları planlaması, siyasi ufuk çizmesi, dış politika strateji belirlemesi, bölgeye ve dünyaya dair bir yol haritası çizmesi mümkün değildir. Türkiye’de 1970-80 arasında 11 hükümet kurulmuş, bu hükümetlerde 3’lü, 4’lü koalisyonlar olduğu için ülkede siyasi istikrar kaybı olmuş, sokakta kardeş kardeşi vurmuş, büyük bir anarşi ortamı olmuş. Bundan da maalesef en büyük ceremesini çeken illerden birisi de Kahramanmaraş’tır. 10 yılda kurulan 11 hükümet o dönemde ekonomik istikrarı sağlayamadıkları için, gaz, benzin, tüp, şeker kuyrukları oluşmuş, her şey karaborsaya düşmüş ve kuyruklarda vatandaşlar zamanını geçirmiş. Yine bu hükümetler 1980’de Fahri Korutürk’ün Cumhurbaşkanlığı görev süresi bitince 115 meclis oturumunda Cumhurbaşkanını seçememişler ve arkasından 1980 darbesi olmuş. Bir sağdan, bir soldan diyerek gencecik insanları darağacına göndermiş ve cezaevlerinde işkenceler yapmış, bir sürü insan hakları ihlalleri yaşatmışlar. 1983 yılında Turgut Özal dönemi yaşanmış 8 yıllık istikrar ve güven içerisinde havaalanları, oto yollar, köylerin elektrikleri, birçok altyapı gibi hizmetler yaparak Türkiye’nin çehresini değiştirmişler. Sonra 1991’de yeniden koalisyon dönelerine geçilmiş 11 yılda 10 hükümet kurulmuş. Bunların içerisinde biri varki 25 günlük Yalım Erez hükümetidir. Van’dan bağımsız milletvekili seçilen Yalım Erez’e gizli güçler hükümet kurması için yetki vermiş fakat hükümeti kuramayan Yalım Erez bu ülkede 25 gün Başbakanlık yapmıştır. Bu süreçte bir 1994 bir de 2001 kriziyle ülke karşı karşıya kalmıştır. Bu ekonomik krizler ülkemizi her defasında yüzde 50 fakirleştirmiştir. Yine bu süreçte 28 Şubat süreci yaşanmış, ülkenin 85 milyar doları bir gecede buharlaşmış, bir anayasa kitapçığının fırlatılması sonucu gecelik repo faizleri bir gecede yüzde 7 bin 500’lere çıkmıştır. 2002’de tek başına iktidara gelen Ak Parti hükümeti döneminde ne bir doğalgaz bulundu, ne bir petrol bulundu, ne bir değerli maden bulundu, sadece milletin alın teri çok iyi değerlendirildiği için hem özel sektör anlamında hem de kamu anlamında devasa yatırımlar yapan bir ülke haline geldi. Bu devasa hizmetlerin sebebi de güven, istikrar ve huzurdur. Son günlerde muhalefet darbe girişiminin neden kontrollü olduğunu iddia ediyor? 15 Temmuz sadece darbe değil, aynı zamanda işgal girişimidir. Bir terör örgütü tarafından Türkiye işgal edilmeye çalışılmıştır, diğer terör örgütlerinin de ülkeye girişi için ülkenin kapılarını aralama girişimidir. Bu kadar büyük bir ihanetin, bu kadar büyük bir vahşetin, uçakların bombaladığı, helikopterlerin insanlarımızın üzerine ateş açtığı, 250 insanımızın şehit olduğu, binlerce insanımızın da yaralandığı bir vahşetin ‘kontrollü darbe girişimi’ diye nitelendirilmesi onu söyleyenlerin aslında arka planlarını gösteriyor. 15 Temmuz darbe girişiminin hemen ardından kontrollü darbe girişimi iddiasını gündeme getiren Terörist başı, sapkın, dün tüccarı Fetullah’tı. Aradan 7-8 ay geçtikten sonra, aynı iddiayı gündeme getiren kaset kumpasıyla CHP’nin başına geçen Kemal Kılıçdaroğlu’ydu. Kaset kumpasıyla CHP’nin başına geçen Kılıçdaroğlu kumpası kuran o odaklara şimdi vefa borcunu ödüyor. Darbe girişimine ayrı bir izahat getirmek, orada şehit olan 250 vatan evladının kanına ihanettir. Şuan darbe yargılamaları yapılıyor, o duruşmalarda bu darbenin bizzat sapkın, din tüccarı Fetullah’ın talimatıyla yapıldığı, asker içerisindeki kriptolar tarafından, emperyalist güçler tarafından desteklendiği ortaya çıktı. Darbenin hemen sonrasında ne ABD’den, ne Avrupa’dan ne de küresel devletlerden hiçbir tepkinin gelmediği, adeta darbenin başarılı olmasını ne çok istedikleri de ortada. CHP Konya Milletvekilinin ‘Denize dökeriz’ cümlesine nasıl bir tepki verirsiniz? CHP yönetici kadrosu ve onların etrafında oluşan kendilerini elitiz takım olarak görenlerin, her zaman devletin sahibi kendilerinin olduğunu, cumhuriyetin sahibi kendilerinin olduğunu, onun haricindeki herkesin bir uşak, bir maraba olduğunu düşünen zihniyetteler. Onlar her zaman halka koyun sürüsü olarak bakan, her zaman göbeğini kaşıyan güzel kafalar olarak bakan, ‘halk bilmez, onlar cahildir, biz onlar için en iyisini biliriz, en iyisini biz yaparız’ diyen bir zihniyete sahipler. Onlar ülkenin milli ve manevi değerlerine bağlı, Kutsal dinimiz İslam’ın hükümlerini yerine getiren insanlarımızın da onlar nezdinde düşmandan farkı yoktur. Onlar ‘hayır’la ciddi bir cephe kazanacaklarını ve mücadeleyi savaş olarak gördükleri için bu muharebeyi kazanacaklarını düşündükleri için, ‘hayır’ çıkmasını 9 Eylül 1922’de İzmir’den denize dökmekle aynı nitelikte olduğunu görecek kadar bu ülkenin değerlerine yabancı ve bu ülkeye ihanet içerisindeler. ‘evet’ verende ‘hayır’ verende bizim vatandaşlarımız ve onların niyetlerini sorgulamak gibi bir durum söz konusu olamaz. Biz sadece bir ülkenin doğru karar üzerinde olup olmadığını görmek için düşmanların kararlarına bakmalarını istiyoruz. Bu sisteme PKK, DEAŞ, FETÖ, DHKP gibi terör örgütlerinin ‘Hayır’ dediklerini ve ilerlememizi, bölgede söz sahibi olmamızı istemeyen Avrupa’nın, ABD’nin içerisindeki gizli güçlerin, emperyalistlerin, küresel güçlerin ne tutum takındığına bakmalarını istiyoruz. Bizde bu ülkeyi düşünen, bu ülkeye yüz yıllık hedefler koyan, çocuklarımıza daha güçlü ve müreffeh bir ülke bırakma çabasında olanlarla bir olun diyoruz. Sizce teşkilatlar nasıl çalıştı, yeteri kadar halka bu paketi anlatabildiler mi? Teşkilatımız, milletvekillerimiz, bakanımız, belediye başkanlarımız 40 günü aşkın süredir sahalardayız. Kahramanmaraş’ta ‘hayır’ diyene ulaşmak ve rastlamakta çok zor. Arayarak buluyoruz, ziyaretler yapıyoruz, esnaf ziyaretlerimizde zaman zaman karşılaştığımız oluyor. İletişimin tüm araçlarını kullanarak vatandaşlarımıza ulaşmaya çalışıyoruz. Ulusal bazda da Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız, Bakanlarımız, Partimizin genel merkezi bu konuyu halkımıza anlatıyor. Buna rağmen başta CHP olmak üzere maddelerin içeriğine girmeden, yalan ve iftira kampanyasıyla zihinleri bulandırmaya çalıştıkları için daha çok çalışmamız gerektiğini düşünüyorum. Yoksa bu sistem 3-4 yıldır tartışılan ve herkesin az çok bilgi sahibi olduğu da bir sistemdir. Son kamuoyu araştırmalardan da anlaşılıyor ki; ‘evet’lerin açık ara farkla ‘hayır’ların önünde olduğu görülüyor. Bu da vatandaşlarımızın bu konuyu anladıklarının bir göstergesidir. Vatandaşlarımıza anlattıkça aradaki makas iyice açılıyor. Kahramanmaraş’ta gece gündüz çalışıyorsunuz; sahada nasıl bir tepki var? Son seçimler olan 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinde de çok yoğun bir şekilde çalışmıştım. 7 Hazirandaki seçimlerde oluşan tepkileri, 1 Kasım seçimlerinde telafi niteliğinde kararlarının olumlu olduğunu görmüştüm. Vatandaşlarımızın tepkisini 7 Haziran gibi mi, yoksa 1 Kasım gibi mi olacak? sahaya çıkmadan önce çok merak ediyordum.  Ama gördükki çok şükür, 1 Kasım’dan daha iyi bir vatandaş tepkisi var. Vatandaşlarımız bunun önemini kavramış, haçlı ittifakına karşı yürütülen bir mücadele olduğunu, Türkiye’nin koalisyon krizlerine tekrar dönmemesi için siyasi bir adım olduğunu,  100 yıllık bir dönemeç olduğunu sadece bir referandum olmadığını tamamen idrak etmiş ve şuuruna varmış bir vatandaşlar karşılaştık. Bu da bizi ziyadesiyle memnun etti ve Kahramanmaraş’ta beklentimiz yüzde 80’nin üzerinde, bu oran da inşallah Türkiye’de bir rekor olacak. Vatandaşlarımızın akın akın sandığa giderek ‘evet’e mührü basmak suretiyle hem Avrupa’ya, hem kıta ötesine hem de terör örgütlerine büyük bir mesaj vereceğini, Türkiye’nin geleceğini bir kez daha şekillendireceğini düşünüyorum. MHP tabanının sürece desteğini nasıl görüyorsunuz? MHP Lideri Bahçeli 15 Temmuz sonrası Türkiye’nin durumunu görmüş ve iyi bir analiz etmiş, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini destekleyerek tarihi bir sorumluluğu ve tarihi bir görevi yerine getirmiştir. Mecliste de tüm MHP milletvekilleri sahip çıkmış ve sahada da tüm MHP teşkilatları ellerinden geldiği kadar gayret gösteriyorlar. Kahramanmaraş’ta da MHP İl Başkanı ve yöneticileri, ilçe başkanları ve yöneticileri ciddi bir mücadele veriyorlar. Hem kendi içerisindeki MHP’den ihraç edilmesine rağmen MHP’ye genel başkan olmak yapılmak istenen Meral Akşener ve ekibine karşı bir mücadele veriyorlar hem de kendi seçmenlerine yeni sistemi anlatmak için gayreti içerisindeler. Kahramanmaraş’ta MHP tabanının büyük bir çoğunluğunun ‘evet’ vereceğini düşünüyorum ve bunu da sahada görüyorum. MHP seçmeni büyük oranda toparlanmış durumda parti örgütünün, liderinin ve Türkiye’nin arkasında. Türkiye’nin geleceğinin bu sistemde olduğunun bilincinde bir şekilde davranıyorlar. Siz bir hukukçusunuz, seçim yasasında değişiklik bekliyor musunuz yeni bir seçim yasası gelmeli mi? Bizdeki seçim sistemi hem baraj anlamında hem de yönetimde istikrar ilkesini korumak için yapılmıştı. Buna rağmen sistem yine de ihtiyacı cevap vermiyordu. Çünkü yüzde 41 oy alınmasına rağmen tek başına iktidar modeli oluşmamıştı. Şimdi yeni sistemde yönetim ayrı bir sandıkta yürütme ayrı bir sandıkta seçileceği için, artık bundan sonra daha böyle halkın belirleyici olduğu, bütün siyasi yelpazenin temsil edildiği bir sisteme geçebilir, bunun önünde bir engel kalmadı. Özellikle daraltılmış bölge konusunda Ak Partinin, meclisin bir çalışma yapabileceği kanaatindeyim. Tabiki bu sistem ne kadar sürede meclisten çıkar, önümüzdeki seçime yetişip yetişmeyeceğini bilmiyorum ama Türkiye’nin gelecekte temsilin daha tabana yayılacak bir sisteme geçeceğini düşünüyorum. Doğu ve Güneydoğu’da anketlere göre ‘evet’ oylarının yüksek olduğu görülüyor, nedeni sizce nedir? Doğu ve Güneydoğu’da 25 Temmuz sürecinden bu yana çok yoğun bir terörle mücadele veriliyor. Özellikle şehir merkezleri temizlendi ve dağlar da yapılan operasyonlarla temizleniyor. Maalesef PKK’nin siyasi uzantısı HDP, hem dağda hem şehirde birlikte çalışıyor ve halkın iradesini maniple ediyorlardı. Halkı HDP’yi veya ondan önceki Kürt partilerine oy vermeye mecbur kılıyorlardı. Çocuklarının dağa kaçırılmasını veya kendisine zarar vermesini istemeyen vatandaşlar ise o partilere yönelmek zorunda kalıyorlardı. Şimdi terör tehlikesi ortadan kalktı ve bu baskı vatandaşımızın üzerinden alındı. Bundan sonraki süreçte hem referandum da hem bundan sonraki seçimlerde de oradaki vatandaşlarımızın özgür iradesiyle karar vereceğini, verdiği kararla terör örgütünün maşası olan HDP’ye değil, Türkiye’ye sahip çıkacak, milli birlik ve bütünlüğü sağlayacak siyasi görüşlere doğru kayacağını düşünüyorum. ‘evet’ oyunun da bölge için bir şans olduğunu vatandaşlar anlamış durumda, oradaki huzur ve refahın kalıcı hale gelmesi için gelecekte de Türkiye’nin bir bütün şekilde kendisini muhafaza etmesi için Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin bir şans olduğunu düşünüyor ve ‘evet’ oylarının anketlerde yüksek olduğunu görüyoruz. 17 Nisan’da siyasetiyle, ekonomisiyle, dışa açılımıyla nasıl bir Türkiye bekliyorsunuz? ‘Evet’le ilgili bir tereddüdümüz yok, seçmenimizin iradesiyle 17 Nisan sabaha bambaşka bir Türkiye’yle uyanacağıma inanıyorum. Artık Türkiye’de anayasa ve hükümet sisteminin değişmesiyle istikrar kalıcı hale gelecek, bu da insanlarımızın zihnine yerleşecek. Hiçbir zaman için ‘acaba bir sonraki seçimde kimler iktidara gelecek, koalisyonlar olacak mı’ diye düşünmeyecek,  2019’da Cumhurbaşkanı yüzde 50+1’le seçilecek, 2024’te, 2029’da da yine seçilecek. Türkiye’de Güneş Motel pazarlıklarının, bir şemsiye partisi kurdurulup diğer partilerden onlarca partiden istifa ettirilerek, milletin iradesini Ankara, İstanbul pazarlarında ucuz bir mal gibi alınıp satıldığı bir ortamın gelmeyeceğini vatandaşlarımız görecek. Ekonomiye, siyasete daha güvenle bakacak. Vatandaşın güvenini kazanmış bir devlet, dış politikada daha etkin olacak daha dik duracak, yatırımlarda ileriye dönük projelerde daha cesaretli davranmak suretiyle ülkenin geleceğini şekillendirecek.  Bu sistem ülkenin 2023-2071 hedeflerine giden hükümetler için de itici bir güç olacak. (HABER-FOTO: MESUT TUĞRUL)

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
GENÇLERLE GELECEK DAHA GÜZEL OLACAK.
GENÇLERLE GELECEK DAHA GÜZEL OLACAK.
İçimizdeki Ajanlar(2)...
İçimizdeki Ajanlar(2)...