MARAŞ SENİN NAZIN VAR
Reklam
Abdulhakim Eren

Abdulhakim Eren

MARAŞ SENİN NAZIN VAR

04 Ekim 2017 - 11:01

      Kağıt,  gazete, kitap günlük ve yıllanmış gazete, boş bile olsa kağıt vazgeçilmezim.  Taze ekmek gibi burnuma kokar. Dokunmaktan, yaprakları çevirmekten, kapağını, ön sayfalarından, son sayfasına kadar incelemek büyük zevk verir bana.

      Tarihi geçmiş gazeteleri atmak hep zor gelir. Her kitap beni heyecanlandırır. Dergiler vazgeçilmezim olur. Boş kağıt beni tahrik eder rahatsız olurum “ne yazayım’diye. Ama kıyamam. Buruşturulan kağıt benden bir parça koparır, sakladıklarım kıymetlimdir.

     Kadim dostum Dr. Oğuz Paköz’ün “Maraş Senin Nazın var” kitabını da bu duygularla sevinçle karşıladım; Diğerlerinde olduğu gibi.

 

Kitabın Adı: Maraş Senin Nazın Var

Yazarı:Dr. Oğuz Paköz

Basım Tarihi: Temmuz 2017

Basım Yeri: Etkileşim Basım Yay.-ANKARA

 

Dr.Oğuz Paköz’ün Kılgı,Var Varanın Sür Süre’nin, Bombalar Öldürmez Sevgiyi,Maraş Destanı ve Türkülerle Giden İlbey, Ahırdağı Destanı isimli eserlerinden sonraki Maraş Senin Nazın Var şimdilik son eseri.  ‘’Başlarken’’ tanıtım yazısında “ince eleyip sık dokuyacak olsam yazı tamamlanamayacaktı” diyerek  bir çok konuda eleştirileri bitirmiş oluyor, yazarımız.

        Yine bu eserle özdeşlenen, “ben kendimi bir çok ille özdeş görürüm ama sanırım en çok Maraş’a benzerim” diyerek “ben Maraş’ın bir parçasıyım” vurgusunu kullanmaktadır.

        Eserin adını ilk duyduğunda aklıma;

        Maraş senin yazın var,

        Çekilmez poyrazın var,

        Seni sevene karşı,

        Bir kız gibi nazın var,

    

        Nazlanmakta haklısın,

        Gönüllerde saklısın,

        Türkiye’de bir tane,

         Madalya Bayraklısın,

Dörtlükleri gelmektedir. Dr. Oğuz Beye ve Kahramanmaraş’ı sevenlere göre “nazlanmakta neden haklı olduğunu, nazlanmasının sevgiye dayandığını anlıyoruz. “Taş yerine ismiyle oturmuş” bana göre.

          Bu kitapta Maraş’ın geçmişten günümüze tarihi, doğası, gelişimi, sanat yapıları, kaleleri, hanları, otelleri, ürünleri, fabrikaları, yemekleri, (v.b.) hatta bazı önemli saydıkları veya  köşe taşı insanları var. Maraş tarihinden bahsederken Direkli Mağarasında bulunun Anakraliçe’nin 16000 (onaltıbin) yıılık olduğunu Müzede sergilendiğini belirterek onaltıbin yıllık geçmişimiz olduğunu vurgulamaktadır. Yine Maraş isminin “dört bin yıldır” bu adla anıldığını bu şehrin dörtbin yıllık isminin devam ettiğini belirtmektedir. Bence bu çok önemli.

       Kitabın “Geçmiş günlerden kesitler” bölümü çok önemli Geçmişin ve kültürümüzün fotoğrafını çekiyor Dr. Oğuz şahit olduklarını, yaşadıklarını anlatıyor geçmişe şahitlik yapıyor. Kaynak gösterilecek bir bölüm bu.

       Taşımacılık, Maraşlının Evi, don yıkamak, ekmek yapımı, ev temizliği, kır gezisi, sıra yapmak v.b. Bu bölüm okununca nereden nereye gelmişiz. Bu gün neler devam ediyor. Onu daha iyi görüyoruz.

        “Doğamız Ağaçlarımız” bölümünde de enterasan bilgiler var. Bağ kültürünü anlatırken “incirle ceviz çitilini “ayıramayan bağcıyı bilge insanın” yerini severse ceviz incir olur oğul” öğüdü çok iyi bir örnek olmuş. Bilmediğini bilmiş görünenlere.

         Önemli Yapılar “bölümünü bir kaç defa tekrar tekrar gözden geçirdim. Maraş Kalesi ile

Abdulhamithan Camii aralığındaki önemli yapılar anlatılmış. Ne hikmetse Eshab-ı Kehf külliyesini (Cami, Hanı v.b.) göremedim. Unesco’nun geçici altıncı sırasında ama bu bölümde yer almamış.

          Yine “Anılarda kalan Maraş Ünlüleri” bölümü önemli. bölüm Diğer bölümler gibi Bilmediğimiz ünlüleri burada öğrenmiş durumdayız. Çakar Çakır, Gavur Hacı, Cambaz Tuğrul, Lafçı Mamo  v.b.  Nedense ozanlarımız, yazarlarımız ünlülerimiz olamamışlar. Onlar yok bu bölümde.

            Onbaşı Osman’ın hikayesi enterasan. Kaleye bayrak diken kahraman. Acaba soran varmı o zaman kalede Fransız bayrağı var mıydı, yok muydu? En iyi o bilirdi. O da fakr-ü zaruret içinde yaşamış.

            Ekonomik Durum Bölümünde; Afşin-Elbistan Kömür işletmelerindeki toprak ile kömür arasındaki GİDYA dan bahsetmesi ve önemini anlatmasını gündeme taşıması başlı başına bir ülke ekonomisine katkısı tartışılmalıdır.

            Doğamız Ağaçlarımız Bölümünde; Fındıktan bahsetmektedir. Yeşildere, Çokran, Kara dere, Kale kaya, Sadıklı köylerinde yüz tona yakın fındık üretildiğini yazmaktadır.

           Antep Fıstığının Merkez, Pazarcık, Türkoğlu ilçelerde önemli miktarda yetiştirildiğini ama adımızın pek geçmediğinden yakınmaktadır.

          Yine bu bölümde orkide (salep), kekik, çiğdem, çedene (fıstık çamı), alıç v.b. bitkilerden, meyvelerden bahsetmektedir. Dr. Oğuz Bence çedene ormanı olan ve vakıf olan Önsen-Hacıağalar mahallelerinde önemli bir gelir kaynağı da çam fıstığı çedenedir.

             “Sedir ağacının son sınırıdır” diyor yazarımız. Enteresan bir bilgiye ulaşıyoruz. Bakın ne anlatıyor. “Bizim bölgemizden sedirler kesilerek Göksu Irmağına, oradan da Birecik ilçesine taşınmıştır, yüzlerce yıl. Hep gemi yapılmıştır. Ya doğrudan Fırat’taki İnce Donanma için kullanılmış ya da Basra’ya götürülmüş öteki donanmalar için”

        Yine Andırın doktoru tirşikten, çirişten bahsediyor bu bölümde. Çiriş’in en çok yetişen yerinin Göksun olduğunu da eklemek gerekiyor.

              Şeker pancarının anlatıldığı kısım da “kocabaş” denen ilimizde üretilen sanayi bitkisi şeker pancarının Afşin- Elbistan Ovasından Türkiye’nin önemli ve değerli, şeker oranı yüksek olduğunu, bunun içinde Elbistan’da Şeker Fabrikası bulunduğu belirtmek gerekiyor sanırım.

        Palmiye ağaçlarında söz ederken “İskenderun’u, Adana’yı, Mersin’i” kıskandığını yazmaktadır yazarımız.  Manisa’dan bir dostumun oğlu askerlik için gelmişti ilimize. Havaalanından aldım. Yolda gelirken annesini aradı. “Anne burada incir, zeytin, nar ağaçları var. Hatta palmiye var. Kışı bizim Manisa gibi merak etme” dedi. Buranın Akdeniz’in doğusu olduğunu anladı. Palmiyenin ekonomik değeri yok belkide ama o bir sembol biz Akdenizliyiz diyor ve şahitlik ediyor.

     Yazarımız Dr. Oğuz Paköz kitabın son paragrafında;

     “…  Biliyorum ki kimi arkadaşlarım bana gelecek ve niçin şunu da yazmadın, niçin şöyle yazmadın diyerek …” devam eden yazının sonunda taşı gediğine koyar hepimizin omuzuna götüremeyecek kadar ağır bir yük koyuyor.

       “Ne zaman eksiksiz bir iş yapabildim ki, diyerek gönlümü eğlerim bende. Ama birileri de çıkıp bu işleri eksiksiz yaparsa onu da alkışlarım.” Diyor.

      Bak can dostum Dr. Oğuz Bey kardeşim.

       Kitabını, her kitabını defalarca okudum. Bölümler alıp örnekler gösterdim.  Eline sağlık, yüreğin güçlü olsun. Siz eksiksiz de yazarsınız bu kitabı. Devamını bekliyoruz can dostum. Yeni kitabına tanıtım yazısı yazmak dileklerimle…

   

             

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar