ŞEHİR GİBİ DURUYORKEN KARŞIMDA
Reklam
AHMET HAMDİ ÇINAR

AHMET HAMDİ ÇINAR

AHMET HAMDİ ÇINAR

ŞEHİR GİBİ DURUYORKEN KARŞIMDA

Buraya her gelişimizde -yılda en fazla iki defa geliriz- nenemin apartmanlarının karşısındaki iki yüksek bina arasındaki boş arsanın bir kısmını sürdürüp fidan diktiği aklıma gelir. Bu arsanın sahibi nenemin çocukluk arkadaşıymış. Kendi hastalanınca, çok yoğun asbeste maruz kaldığından, nenem nedenini hiç söylemezdi, geçen yıl akciğer kanseri teşhisi konulmuş. Tedavi için Ankara’ya gitmiş ve artık orada kalmak zorundaymış, çocukluğundan kalma bu arsayı sahipsiz sanmasınlar diye sıkı sıkı tembihte bulunarak neneme emanet etmiş, ailecek Ankara’ya gitmeden evvel. Nenem emanete sahip çıkmak  adına toprak hava alsın diye arsayı sürdürmüş. Apartman sakinleri yıllardır bu arsayı otopark olarak kullanıyorlarmış. Nenemin arsaya çapa vurdurmasından dolayı bu alanı otopark olarak kullanamayan apartman sakinleri, yıllardır boş olan bu arsayı kamu malı zannederek nenemi kamu malını izinsiz kullanmaktan ve işgal etmekten dolayı şikayet etmişler. Nenemi karakola çağırmışlar. İfadesini almışlar. Nenem karakolda kendisine emanet edilen evrakları tek tek teslim edip durumu açıklayınca olay çözülmüş ve apartman sakinleri tek tek nenemden özür dilemiş. Bu olaydan sonra şehirde yaşayamayacağını anlayan nenem, şehri terk etmiş.

  Beş yıl dayanabilmiş şehirde, şehre. Dedem bu beş yıl içerisinde ses çıkarmayıp idare etmeyi göze almış ve ayak uydurmaya çalışmış. Ama nenem ruhuna söz dinletememiş. Kadınların ruhu özgürlüğüne daha bir düşkün olurmuş. Belki de ruhuna yapılan işkenceye artık seyirci kalmak istememiştir. Anlatılanlardan anladığım, şehir hayatının ruhunu çürütmesine müsaade etmemiş. İşte böyle, hayat hep bir mücadeleden ibaretmiş. Ne kadar kaçmak istesen de bir mücadelenin içinde buluyormuşsun kendini. Nenem mücadele etmekten vazgeçmemiş, dedem de bütün bu mücadelelerde düştükten sonra kalkmaktan.

  İlk başlarda hep kaybettiğini düşünmüş ama sonra kaybettikçe nasıl kaybetmemesi gerektiğini öğrenmiş. Dedem zaten hep böyle söylermiş; hayat bir mücadeledir önemli olan kazanmak değil, elinde olanı kaybetmemektir. Bana yaşadıkça daha fazlasını yaşamayı öğretirlerken dedem kaybettikçe kaybetmemeyi öğrenmiş. Bana bir şeyleri elde ederek, başarılar kazanarak bu mücadeleyi kazanacağımı öğretirlerken dedem, kaybettikçe bu mücadeleyi kazanacağını öğrenmiş.

  Nenemle beraber dedemin yanı başında oturmuş onu seyrederken nenem bana, bak güzel yavrum, dedi. Allah insana çeşitli sıkıntılar verir ki insanı deneyebilsin. Şuradan geçenlere sorsan herkesin kendine göre bir sıkıntısı vardır. Önemli olan insanın bu sıkıntılar karşısında ne yapacağıdır. Pes edip isyan mı edecek, acizliğini fark edip sabır mı edecek? Ben nenemin dediklerini anlayabilmek için zihnimde yer açmaya çalışırken nenem toprağı göstererek anlatmaya devam ediyordu. Bak  şu toprağa, bu hale gelene kadar kaç kazma darbesi yedi biliyor musun sen! Her mevsim binlerce kazma darbesi yemiştir ama bu darbelerin kendini daha canlı kılacağının farkında olduğundan her seferinde sabreder. İnsan da böyledir. Bir toprak misali. Biz kedere de nimet diye şükredip sabır gösteririz. Çünkü biliriz her şeyin O’ndan geldiğini.

  Toprağı okumuştu nenem sanki. Toprakla dinlenmiş ve topraktan öğrenmişti her şeyi. Bu muhabbetten sonra toprağı terbiye eden neneme ve hayata bakışım değişmişti elbette. Ruhum genişlemişti sanki. Bu baş döndürücü his damarlarımda en derinlere kadar koşuyor, kanıma karışıyordu. Titriyordum. Daha önce başıma hiç böyle bir şey gelmemişti. Ruhumun derinliklerinde yaşamak hissi yeşermeye başlamıştı. Aradığım dili yakalamıştım işte. Kanımın içimde daha sıcak aktığını hissediyordum. Hemen neneme, annemlerin bana sürekli baskı yapıp hayatta sürekli kazanmam, başarmam ve bir şeyleri elde etmem gerektiğini ve bu hayatta ancak kazanarak mutlu olabileceğim baskısını yaptıklarını anlatmak istedim tek tek. Sustum ve anneme baktım. Dedemin diğer tarafındaydı. Nenem, elini elimin üzerine koyarak, artık insanlar bir şeyleri kazandıklarında veya başardıklarında mutlu oluyor. Yeni bir ev, araba satın aldıklarında, çocukları imtihanlarda yüksek not aldıklarında, dedi. Hangi insan başka bir insanı sevindirmekten ona yardım etmekten mutluluk duyuyor? Diye sordu. Dedeme baktım, tebessüm ederek- o tebessüm ettikçe çiçekler açardı kirpiklerinde, dedem hep böyle söylerdi- devam etti nenem. Bahçeye dikilen ceviz ağcının boy vermesinden, gün gün onu takip etmekten kim mutluluk duyuyor? Gönlüne sel olup akan sevdiğinin hasretinden kim mutluluk duyuyor? Derken dedeme  baktı ve gözleri dolmuştu. Hayır anne! Deyince annem, yutkunup tamam dedi nenem. Ben annemin ne dediğini anlamasam da.

   Herkesi bir sessizlik kaplamıştı. Toprak kendime doğru koşmayı öğretmişti bana. Böylece ilk defa yalnız olmadığımı hissetmiştim. Daha önce hiç böyle olmamıştı, kalbim göğsümü yarıp çıkacaktı sanki. Ben sussam da duyuyordu artık o beni. Bağırmaktan yorulduğumu biliyordu. Bütün bunlar olurken şehir gibi duruyorken her şey karşımda, el değmemiş bir çiçeğin tazeliğiyle bakıyorum hayata, dedemin mezarı başında.

 

                                                                                                  AHMET HAMDİ ÇINAR 

YORUMLAR

  • 1 Yorum

Son Yazılar