AYHAN'A MEKTUP
Reklam
Armağan Büyükçapar

Armağan Büyükçapar

AYHAN'A MEKTUP

12 Haziran 2018 - 10:32

 Ey sevgili arkadaşım,

                Sana bir temsil-i hikaye anlatacağım, bak ve dinle:

Bir şehir ile iki ilçe arasında iki arkadaş varmış. Bu arkadaşların muhabbeti çok eskiye dayanırmış. O kadar eskiye dayanırmış ki arkadaşlıklarına o kadar sıkı sıkıya bağlı olduklarına hiç şüpheleri yokmuş. İş olacak ya, günler geçer; seneler geçer… Bu iki arkadaş bir gün karşılaşır. Karşılaşırlar karşılaşmasına da Hz. ALLAH (c.c) onları çetin bir imtihandan geçirmiş. Arkadaşlıkları ne derece sağlam ve birbirlerine ne kadar bağlı diye.

                Bu imtihandan habersiz iki arkadaş, kendi kulvarlarında işleriyle bir hayli uğraşırlarken iş dönmüş dolaşmış arap saçına dönmüş. Vakit ayrılık vakti olmuş. Hal böyleyken sen haksızsın, yok! Sen haksızsın yahut ben haklıyım derken mesmenetsiz ve asılsız olan iddia karşısında birbirlerine darılıp küsmüşler. Hiçbiri de dememiş ki: “İnsan beşer şaşar…” yahut “Düşmez kalkmaz bir Hz. ALLAH”tır. diye…

                Lafın kısası o kadar meşakkate ve zorluğa rağmen her ikisi de yılların verdiği emeği bir çırpıda selin her şeyi alıp süpürdüğü gibi almış, gitmiş. Herle hiç olmuş veyahut bir varmış; bir yokmuş, olmuş. Daha da kısası bir çuval incir heba olmuş, gitmiş…

                Bundan dolayıdır ki diğer arkadaş tefekkür etmeye başlamış. Bizimkisi nasıl arkadaşlıktır, diye. İnsan arkadaşına arka çıkmaz mı? Bir hata etti diye illaki tabiri caizse kara listeye alıp hayatından silmeli mi? Nerede o arkadaşın diğer hasleti yani on üzerinden bir ise ya da on üzerinden üç ise geri kalan dokuz ve yedi nereye gidiyor. Hem on üzerinden sıfır olsa ne yazar? Müslüman Müslümanın din kardeşidir. Onu her daim koruyup kollamalı ve ona sahip çıkmalıdır. Şu yaşadığımız coğrafyada herkes birbirine dolaylı yönden bağlıdır, muhtaçtır. Eğer böyle olmasaydı sorar mıydı Hz. Ömer: “Ya Resulallah, kimler cennete girer?” Efendimiz buyurmuş: “İman edenler cennete girer; lakin kişi birbirini sevmedikçe iman etmiş sayılmaz! Buyuruyor. Bu kudsi hadisten yola çıkarak nerede bizim arkadaşlığımız, can-ı ciğerliğimiz. Sanki fırsatını bulsak birbirimizi bir kaşık suda boğacağız. Nerede o Ensar ile Muhacir? Nerede o Hz. Yusuf ile kardeşleri? Nerede o Efendimiz ile Sahabi? diye, derdine yanmış.

                Yanmış yanmasına ancak bu yangını duyan gören olmamış… Hz. Mevlana (Celaleddin-i Rumi) der ki: Kişi sevdiğini vefa ile anmalı, kendisi gelmese de o gitmeli; aramasa da o aramalı hatta sarıp sarmalamalı… diye.

                Arkadaşlık, dostluk ve kardeşlik o kadar yüce ve ulvi bir mertebe ki herkes buna sahip olabilir; lakin burada asıl olan bu makamı koruyup elde avuçta tutabilmektedir marifet. Sözde kalmamalı, ruha ve kalbe bir nakış gibi işlemelidir; ancak bu şekilde sağlam ve kalıcı olur. Böyle olunca ne toplum dağılır ne millet bölünür. Bilakis tek vücut tek ruh olup hayata sonsuz bir şekilde bağlanır. Aksi takdirde ayet-i kerimede denildiği gibi: “Allah’ım biz, bize (kendimize) zulmettik…” Bundan öteye geçemeyip  varlık içinde yokluk çeker; nihayetinde önü alınamaz korkunç felaketlere sürükler, götürür.

                Binaenaleyh ilaveten şunu da zikredemeden geçemeyeceğim. Edebiyatımız da sahipsiz kaldı bu yüzyılda kim ne derse desin bunu açık bir şekilde söylüyorum. Başta hangi iktidar olursa olsun; hangi yüzyıl olursa olsun… Edebiyatımız hiç bu kadar hasta olmamıştı geçmişte olduğu kadar. En azından o dönemde bir ruh vardı, maneviyat vardı. Şimdi ise o ruh yok; uçup gitti. Maneviyatı da maddiyat aldı. Bunun apaçık örneğini de Nobel edebiyat ödülünde gördük. Adam geçmişimize tabiri caizse sövdü, onu inkar etti yahut yapıldı denildi, fazla söze gerek yok bilen bilir… Geriye ezber ve taklit kaldı. Papağanlık kaldı anlayacağınız.  Sanatkar yok, usta yok, kalfa yok, çırak yok; varsa da kadir kıymet bilen yok. İnsana değer yok, velhasılı hiçbir şey yok! Yok oğlu yok… koskocaman bir hiç var elimizde. Peki bunun bir çaresi yok mu? Elbette ki vardır; olmamış iş gelmemiştir bu dünyaya, malumunuz her derdin bir çaresi vardır; lakin önce hastalığın adını koymamız lazım. Ona göre neşteri vurmak gerekir. Aksi takdirde kaş yapalım derken göz çıkarırız. Daha beter yaparız… Mevzu çok, konu çok, söylenip de anlatılması gereken teferruat çok, çok, çok, çok!...

               

                Son olarak şu hadis-i şeriften de bir kıssa vererek sözü bitirmek istiyorum. Efendimiz buyurur ki: “Kim mümin kardeşinin ayıbını örterse Allah da onun dünya ve ahirette ayıplarını örter.”

Esenle kal, seni her daim sevip sayan kadim arkadaşın Armağan.

“Kusursuz Arkadaş Aramak; Dost Edinmeyi İstememek Demektir!”

“Gerçek Dostlar Yıldızlar Gibidir Karanlık Çökünce Ortaya Çıkarlar.”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar