"ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE" ŞİİRİ NASIL YAZILDI?
Reklam
  • Bumerang - Yazarkafe
Fahri KURT

Fahri KURT

"ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE" ŞİİRİ NASIL YAZILDI?

19 Mart 2018 - 09:25

  18 Mart 1915 Çanakkale Zaferin 103.  Yıldönümünü kutluyoruz. Çanakkale Savaşı, yedi düvelin topyekûn, Osmanlı Devletine hücum edip boğazını sıkma ve nefessiz bırakma savaşıdır. Çanakkale İslam’ın son kalası, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ön sözüdür. Mehmet Akif, Çanakkale Savaşını görmeden Çanakkale Şehitlerine yazdığı o muhteşem şiiri nasıl yazdığı hala tartışma konusudur.

    Mehmet Akif Kimdir?  Mehmet Akif Ersoy (1873 – 1936) Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemleriyle, milli mücadele ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş dönemlerine tanıklık etmiş, devletin önemli hizmetlerinde bulunmuş, mebusluk yapmış, Kurtuluş savaşında önemli roller üstlenmiş, özellikle makaleleri ve şiirleri ile sadece Türkiye’de değil bütün İslâm coğrafyasında tanınmış meşhur şairlerimizin başında gelir.

1915 yıllarına gidelim, Mehmet Akif, Çanakkale Şehitleri Şiirini Nasıl yazdı bir bakalım.

   Çanakkale savaşının bütün şiddetiyle cereyan ettiği günlerde Mehmet Akif Osmanlının Hicaz vilayetinde, Medine yollarındadır. Teşkilatı Mahsus-a Reisi Eşref Sencer Kuşçubaşı başkanlığındaki bir grup kahramanla birlikte, o da, İngilizlerin Hicaz’da Osmanlı Devleti aleyhine çevirdikleri entrikalarını boşa çıkarmak gayesiyle görevli olarak mukaddes topraklara gönderilmiştir. Fakat akılları fikirleri Çanakkale’de devam etmekte olan savaştadır, bu 30 civarındaki fedailerin/özel kuvvetlerin... Ve bu uzun yolculuk süresince Necid Çölü büyük şairimiz Mehmed Akif’e ilham kaynağı olmuştur.

   Akif’in, savaşın zaferle neticeleneceği 18 Mart’a yakın günlerde bir gece kendisine şöyle dediğini nakleder Eşref Sencer, hatıralarında:

“Anadolu – Bağdat demiryolunun Hicaz’a ayrılmış son istasyonu olan El-Muazzam’a gelmiştik. Çok değer verdiğim ünlü şairimizle sohbet ediyorduk. “Eşref!” dedi bana… Ve şöyle devam etti sözlerine:

    “Biliyor musun Eşref! Dün gece sabaha kadar Rabbime ne için yalvardım biliyor musun? Çanakkale’de zaferi görmeden canımı alma, zaferi göreyim beni öyle huzuruna davet et Allah’ım! diye yalvardım… Adalet-i ilahiye var, hak var, kahramanlığın bedeli var! Allah İstanbul’un yolunu bu sömürgeci gürûha açmayacaktır Eşref! Benim kahraman Mehmetçiklerim bu insaniyet ve İslamiyet düşmanlarına şehâmet dersi verecektir…’ 1915 yılının18 Mart’ını 19’ a bağlayan gecedir.

    Harbiye Nâzırı ve Başkumandan Vekili Enver Paşa o gece Eşref Beyi arar ve Çanakkale zaferinin müjdesini verir. Eşref Bey de bu haberi ilk defa Akif’le paylaşır. Akif, haberi alır almaz gözyaşları içinde secdeye kapanır, uzun süre kumların üzerinde secdede hareketsiz bir vaziyette kalır. Eşref Bey korkuya kapılır, yavaşça Akif’in yanına gider, bakar ki nefes alıp veriyor, hiç dokunmadan geri çekilir. Eşref Sencer, şöyle devam eder: “Sonra kalktı. Ağlamaklıdır… Birbirimize sarıldık… Akif’in hayatının en mes’ut, en bahtiyar an’ı… Anlatılması çok zor… Ay, bedir halindedir. Çöl gecelerinin parlak yıldızlı semasını zaferimizin şerefine aydınlatan ay’ın bu efsanevi ışıkları altında, Mehmet Akif, hiçbir başka ışığa ihtiyaç bırakmayan, bu güneşi bile unutturacak kadar parlak çöl gecesinde sabahladı… İstasyon kulübesinin arkasındaki hurmalığın içine çekildi… İşte o Çanakkale’ye lâyık olan destan, o gece Akif tarafından, hıçkırıklar içinde, ay ışığı altında, Medine’de el- Muazzam istasyonunda yazıldı. Ravza-yı Mutahhara’ya yakın bir noktada, sabaha kadar süren ilham saatleri sonunda…

    SAFAHAT’ın, hayır yalnızca SAFAHAT’ın değil, Türk Destan Edebiyatının o eşsiz şaheseri tamamlandığında, Mehmed Akif,  vazifesini tamamlamış fanilerin az kula nasip olan o rahatlığı ile yüzüme derin derin baktı: ‘Artık ölebilirim Eşref… Gözüm artık açık gitmez!’ dedi.” Akif, Çanakkale Destanı’nı, çöl ortasındaki bir vahada, ay ışığında yazmıştır.

Çanakkale savaşının cereyan ettiği bölgeden binlerce kilometre uzakta, Allah’tan gelen özel bir ilhamla, sabahlara kadar döktüğü gözyaşları eşliğinde… Tarihimizin muazzam zaferi, muhteşem destanı… Şiirden bir paragraf okuyalım. Milli imanımızın tozunu alalım.

“Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker! 
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?  “
18 Mart Şehitlerini anarken, başta Çanakkale zaferinin komutanı Gazi Mustafa Kemal’i, Mehmet Akif ve diğer Adriyatik ten Çin Sedd’ ne kadar olan topraklarda tarih boyunca şehit düşmüş bütün kahramanlarımızı rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz. Mekânları cennet, ruhları şad olsun.

 

 

 

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar