DİNLEMİYORUZ…
Reklam
Fahri KURT

Fahri KURT

DİNLEMİYORUZ…

 

Edebiyatımızdaki Garip akımının öncüsü olan Orhan Veli,

 “İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı

  Önce hafiften bir rüzgâr esiyor;

  Yavaş yavaş sallanıyor

  Yapraklar, ağaçlarda;

  Uzaklarda, çok uzaklarda,

  Sucuların hiç durmayan çıngırakları

  İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.”Der.

   Dinlemek, görmek, duymak, hissetmek ve düşünmek demektir. Müzik dinleyebiliriz. Konferans, haber, münazara dinleyebiliriz. Kendimizi ve tabiatı dinleyebiliriz. Dinlemek önemli bir melekemizdir. Ancak bunu etkin ve verimli ne kadar kullanıyoruz tartışılır. Hatta diyebiliriz ki içinde yaşadığımız çağın debdebesi, şaşası ve gürültüsünden, gündelik problemleri gibi nedenlerinden dolayı hiç dinlemiyoruz. Kimse kimseyi dinlemiyor.

   Dinlemeden alalayamayız. İyice dinleyip anlamadan düşünüp karar veremeyiz. İyi bir dinleyici olmadan iyi bir anlatıcı da olamayız. Çoğu zaman her şeyi bildiğimiz vehmiyle kimseye bir şey sorma ihtiyacı duymuyoruz. Bir bileni arayıp bulup onu dinleme zahmetinde bulunmuyoruz.  Sonra işlerin yolunda gitmediğini fark ettikçe ah keşke demeye başlıyoruz.

   Dinlemeliyiz. Evde ana babamızı dinlemeliyiz. Okulda Öğretmenimizi dinlemeliyiz. Askerde komutanımızı dinlemeliyiz. İş yerinde ustamızı, pirimizi dinlemeliyiz. Hasta isek doktorumuzu dinlemeliyiz.  Hem de çok iyi dinlemeliyiz. “Büyük sözü dinleyen yalçın, sarp dağları aşmış, dinlemeyen düz yolda yaşmış” der büyüklerimiz. Büyük sözü dinlemeyenler tek başlarına yapa yalnız kalırlar.          “Kendi düşen ağlamaz” denir sonrada.

   Kur’an, “dinleyin” der. Hz. Peygamber, “beni iyi dinleyin, sözlerimi iyi belleyin” der. Din, dinleyin der, der de dinleyen kim?

   Oğlan babasını, kız anasını, torun dedesini, karı kocasını, öğrenci öğretmenini, asker komutanını, çırak ustasını, hasta doktorunu, hâkim sanığı, polis suçluyu, amir memurunu, muhtar mahllesini, devlet reisi halkını dinlemez oldu. Dinlememek asrımızın kronik, müzmin bir maraziyesi oldu artık.

    Bilmeyenler bilenleri dinlemelidir. Dinlemeden öğrenemeyiz. Öğrenmeden anlayamayız, Anlamadan anlatamayız. Orhan Velinin dediği gibi “gözleri kapalı” değil, gözü, kulağı, kalbi, ağzı, burnu ve aklı açık olarak yani bütün organlarımızla dinlemeliyiz. Hem de Dinlemiş, anlamış numarası yapmadan, kendimizi ve başkalarını kandırmadan dinlemeliyiz.

   Havayı, suyu, toprağı, ayı ve güneşi dinlemeliyiz. Yaşadığımızı hissetmek için. Bir çiçek açtığını, bir böcek uçtuğunu görmeden, bir kekliğin ötüşünü, bir atın kişnemesini, bir kuzunun melemesini, bir horozun ötüşünü duymadan, dinlemeden, anlamadan, kör sağır ve duygusuz bir halde demir ve beton yığınları arasında, tabiattan kopmuş bir halde yaşadığımızı sanmak hazin bir durum gerçekten. Unutmamak gerekir ki hayvanlardan kopan insan sevgi ve merhamet duygularını, topraktan kopan insan da vatanseverlik duygularını yitirmeye başlar. İnsan tabiatla uyum içinde dostça yaşamak mecburiyetindedir. Çünki tabiattan koparsa kendi insani tabiatından kopmaya başlar.

   Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, 2015 yılı itibariyle dünyada üç yüz yirmi iki milyon insan depresyondan muzdarip olmuş durumdadır. Bu sayı bugün dünya nüfusunun 4.4 ne tekabül etmektedir. Depresyonun bir ilerisi şizofren daha ileri mecnunluk halidir. Bir şehrin yüzde yedisi özürlü ise bir o kadarı da onların etkisinde kalır. Bu etki sinsice toplum ruhunu alabora eder.

   Dinlemiyoruz doktorumuzu, dinlemiyoruz öğretmenimizi, dinlemiyoruz ustamızı, dinlemiyoruz ana bababımızı, dinlemiyoruz, komutanlarımızı, dinlemiyoruz kanunları, trafikte kuralları, kırmızı ışıkları… Dinelmiyoruz tabiatı, dinlemiyoruz kendi, aklımızı ve vicdanımızı… Sonra da şikâyet ediyoruz işlerin sarpa sardığından, teryüz olduğundan, akıl ve ruh sağlığımızın bozulduğundan. Dinlemeliyiz birbirimizi. Ukalalık etmeden, tepeden bakmadan…

   Elektrik ampulünü icat eden Thomas Edison, bir toplantıda konuşma yapması için kürsüye davet edilir. O şöyle der: “Ben iyi bir dinleyicim. Sünger gibi. Bulunduğum ortamdaki bütün konuşmaları çekerim içime. Benim bütün bildiklerim sizlerin söyledikleridir…”

   Bir söz hatibin neresinden çıkarsa muhatabının orasına gider. Şayet insanlar dinlemiyorlarsa bir konuşmacıyı ya söylenen sözde ya da konuşmacı ve dinleyicilerin kişiliğinde arıza var demektir.

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar