MİLLİ EGEMENLİK KAVRAMININ DOĞUŞU
Reklam
Fahri KURT

Fahri KURT

MİLLİ EGEMENLİK KAVRAMININ DOĞUŞU

26 Nisan 2018 - 11:01


   Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının 98 yıl dönümünü kutluyoruz. Yani Milli Egemenlik bayramını.  Milli egemenlik düşüncesi nasıl doğdu ve gelişti?

     Ortaçağ skolastik düşüncesinden, despot krallık yönetiminden, kralın her türlü soytarılığından kurtulmak için verilen sosyal, siyasal ve ekonomik mücadelelerle, hak, adalet, özgürlük temellinde gelişen milli egemenlik kavramını insanlığa kazandırdı. 

  Avrupa, Ortaçağın kapanmasından sonra Rönesans dönemine girer ve birçok reformları gerçekleştirir. Düşüncede büyük değişiklikler olur. 18. yy. da Aydınlanma Devri adı ile yeni bir dönem başlar. Akla ve deneye önem veren ve mucizeyi reddeden Aydınlanma Devri, kral merkezli dünya görüşlerini sarsan yeni anlayışlar ortaya çıkarır.

    Aydınlanmanın temelinde akıl yer almaktadır. Akıl, evrenin kanunlarını bulacak ve böylelikle insanlığın bilimde ve teknolojide gelişimini, ilerlemesini sağlayacaktır. Akıl merkezli ilmi çalışmalar, siyasal ve sosyal alanda egemenlik sağlamasıyla birlikte, kaval çalınca dinleyen, ıslık çalınca koşan şartlanmış insanları,  dar kalıplı düşünce sisteminden çıkararak, serbest düşünme, inceleme, araştırma, analiz etme ve sentez yapma yöntemine götürmüş, böylece insanlar adım adım özgürlük fikrine ulaşılmıştır.

    İnsanların ortaçağ skolastik düşünce biçimlerinden ve dogmatik Hristiyan inanışlarının paslı zincirinden, kör kilidinden, kralın keskin kılıcından kafalarını kurtaran insanlar özgür düşünceyle orijinal fikirler ürettiler, teknik buluşlar gerçekleştirdiler.

    Özgürlük fikri, mevcut mutlakıyetçi düzenin karşısında, insanlığın kurtuluşu ve mutluluğa kavuşması yönünde pozitif gelişmelere zemin hazırlamıştır. Aydınlanma döneminin bu özgürlük havası,1789 Fransız Devrimi’nin çıkmasını da ateşlemiş, fikri gelişmeler, sosyal, siyasal, ekonomik değişim ve gelişimi de beraberinde getirerek, bütün dünyada meyvelerini vermeye başlamıştır.

     Özellikle 18. yy.da İngiltere’deki sosyal ve siyasal değişiklikler, Avrupa’yı şekillendirmeye, özellikle de Fransa da yeni bir devir açmaya yöneltmiştir.

     Fransa’da, Devrim öncesi mutlak krallık hâkimdi. Kral, tüm kuvvetini, kudretini ve azametini tanrıdan almaktaydı. Kral yarı tanrı statüsünde, kutsal bir varlıktı. Emirleri tartışılamaz, koyduğu kanunlar eleştirilemezdi. Ordu, polis, adalet, hazine tek bir kişinin emrinde, kralın iki dudağı arasındaydı. Kralın yediği önünde, yemediği arkasında, istediğine de tekme sallar, kimse kralı sorgulayamaz ve denetleyemezdi. 16. Louis’nin dediği gibi, “Devlet benim!” zihniyeti, kralın her türlü güce sahip olduğunu ifade ediyordu. Medeni ve siyasi hürriyetin sözü edilmemekte, bozuk bir yönetim tarzı, felçli bir adalet mekanizması, zalim bir yönetimin özelliklerini göstermekte idi.

    Ayrıca sınıflar arasındaki ayrıcalıklar, papazların ve asilzadelerin devlete  egemen oluşu, adil olmayan vergiler, toplumda büyük huzursuzluklar yaratıyordu. Eğitim ve öğretim ihmal edilmişti ve din adamlarının tekelinde bulunuyordu. Ayrıca basın da sansüre uğramaktaydı. Ülkenin ekonomik durumu da iyi değildi. Kralın rüşvetleriyle beslenen aydınlar da gerçekleri konuşmamaktaydılar. Kısaca Kralın çevresindeki soytarılar hariç halk mutsuz ve umutsuzdu.

    Montesquieu,Voltaire, J.J. Roussseau, Diderot gibi düşünürler, ihtilalden çok önce insan özgürlüğünü ve demokrasiyi savunmuşlardı. Ancak kral, özgürleşmenin kendi sonunu getireceğini bildiği için sert önlemler alıyordu.

     A.B.D.’deki özgürlük ve bağımsızlık hareketinin başarı sağlaması, Fransa’yı da etkilemiş, Fransız Devrimi’ne hızla ortam hazırlamıştı. İhtilalciler, yalnız aklın ve mantığın hakim olacağı bu yeni ortamda, insanların sonsuz refah ve mutluluğa erişeceğine inanıyorlardı.

    14 Temmuz 1789’da başlayan Fransız ihtilali, devlet ve toplum hayatında önemli değişikliklere neden oldu.27 Ağustos 1789’da yayınlanan İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirisi, bütün insanların özgür ve eşit olduklarını ilan etmekteydi. Bu bildiri, Fransa’da demokrasinin temel yapısını oluşturmuştu. Devrim, derebeyliğe kesin darbeyi vurdu ve sınıf ayrımını ortadan kaldırdı. Özgürlüğün yanında eşitliği, toplumsal sözleşmenin temeli saymıştır. Eşit insanlar, toplumda birbirlerine karşı baskı kuramayacağından, her insan öncelikle kendisini kontrol etmekle sorumluydu. Eşitlik, herkesin çıkarının eşit olduğunu ifade etmekteydi. Devrimle birlikte özgürlük, eşitlik ve adalet arayışları güçlenirken, toplumsal sınıf ayrıcalıklarını ortadan kaldıran, asalet unvanlarına son veren “Fransız Vatandaşlığı “kavramı gelişti. Zamanla aristokrasi yerini orta sınıfa bırakmaya başladı.

    Özgürlük, Eşitlik ve adalet temelli oluşan vatandaşlık kavramı, devlet idaresini de şekillendirdi. 1791 Anayasası’nda yer alan, “Egemenlik millete aittir.”, “Bütün iktidarlar milletten doğar.” Ve “Kanundan daha üstün bir otorite yoktur ve kral ancak kanunla hükümdarlık yapar.” şeklindeki hükümler, eski krallık rejiminin dayandığı, ilahi iradeyi, Tanrı ve din temeline dayanan gücü temelden yok etti. Millet iradesini devlet yönetiminde esas aldı. Millet egemenliği, hazırlanan bütün anayasaların temel ilkesi oldu, kralın keyfi yönetimine karşı, millet haklarının savunucusu ve koruyucusu olarak bütün medeni dünyada kabul gördü.

    Fransız Devrimi’nin yaydığı milliyetçilik ve özgürlük kavramı, bütün Avrupa’da kitleleri uyandırmış, Avrupayı istila eden Napolyon’a karşı harekete geçirmiş, 1813’te Milletler savaşı denen Leipzig Savaşı ile Napolyon’un yenilgiye uğramasına da sebep olmuştur.

   Milli egemenlik, devleti kuran, yöneten en üstün gücün, kişilere veya belli zümrelere değil, doğrudan doğruya millete ait olmasıdır ki bunu gerçekleştirmenin yolu da Cumhuriyet rejimidir. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti, Türk Milleti'nin kendi milli varlığını koruması, egemenliğini kendi eliyle gerçekleştirmesi, özgür, bağımsız, eşit, sınıfsız bir toplumda, adaletli bir devlet düzeninde müreffeh yaşamasının zarureti olarak ortaya çıkmıştır.

    Bilimsel ve teknolojik gelişmeler hayatın akışını geriye doğru değişmeyeceğine göre, krallık anlayışlarının da gelişmiş toplumlarda açıkça uygulama alanı kalmamış görünmektedir. Ancak Milli egemenliği içten kemiren, dünyada yeni bir anlayış gelişti: Açık demokrasiler, gizli diktatörlükler…

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar