SURİYE'DE İNGİLİZ - FRANSIZ VE ABD REKABETİNİN TEMELLERİ
Reklam
  • Bumerang - Yazarkafe
Hacı Bilal Şen

Hacı Bilal Şen

SURİYE'DE İNGİLİZ - FRANSIZ VE ABD REKABETİNİN TEMELLERİ

10 Nisan 2018 - 09:51

Bugün, Suriye’de egemen güç olma yarışına devam eden Batılı Devletler ve A.B.D’nin siyasi çekişmelerinin geçmişi üzerinde durmak istiyorum. Türklerin neredeyse bin yıldır yönettiği Irak ve Suriye toprakları bir yıl gibi kısa bir sürede yitirilmişti. Bu şüphesiz son derece üzüntü verici bir gelişmeydi ve Mondros’un ardından Doğu ve Güney Anadolu’dan başlanarak bütün Anadolu’nun da yitirilebileceğini gösteriyordu. Nitekim İngiliz ve Fransızlar Musul’dan Adana’ya kadar geniş bir bölgeyi Mondros’tan sonra da adım adım işgal etmeye devam ettiler. Ancak Kurtuluş Savaşı’yla Mondros’tan sonra yitirilen bütün topraklar (Hatay, Musul ve Kerkük dışında) tekrar kazanıldı. Hatay 1939’da tekrar geri alındı. Musul ve Kerkük ise maalesef kurtarılamadı.

 Arapların Birinci Dünya Savaşı’nın ardından yaşadıkları, emperyalistlere asla güvenilmeyeceğinin acı ve trajikomik örnekleriyle doludur. Suriye, İngilizler tarafından ele geçirilmişti. Aslında Sykes-Picot Antlaşması’na göre İtilaf Devletleri’nin planında Filistin’in düşüşünden sonra Fransız askerlerinin gelip Suriye’yi işgal etmesi yer alıyordu. Ancak, Suriye cephesinde Osmanlı ordusu öyle bir bozguna uğramıştı ki, İngilizler kendilerinin de beklemediği bir hızla kuzeye Halep’e kadar ilerleyebilmişti. Ancak bu hızlı ilerleyişte İngiliz-Fransız rekabetinin de önemli bir payı vardı.

 Sykes-Picot’ya göre Fransa’nın hâkimiyet alanı sayılan Suriye ve Lübnan, Fransızlar değil İngilizler tarafından ele geçirilmişti. Pek çok İngiliz komutan, kendilerinin aldığı bu bölgelerin Fransızlara bırakıl-masını kabullenemiyordu. Allenby bu nedenle, Osmanlı ordusunun zaten boşaltmış olduğu Şam’a İngiliz kuvvetlerinden önce Faysal komutasındaki Arap kabilelerinin girmesini sağladı. Böylece Şam İngilizler tarafından değil, Araplar tarafından kurtarılmış sayılacak ve Fransızlara teslim edilmeyecekti.

Şam’a giren Faysal, kendisini Suriye Kralı olarak ilan etti ve Filistin’den Halep’e kadar olan bölgeyi kendi krallığının sınırları olarak belirledi. Faysal’ın hayalinde daha doğuya doğru gidip Irak’ı da krallığına katmak ve eski Emevi-Abbasi uygarlığını yeniden kurmak yer alıyordu. Ancak emperyalistlerin gölgesi altında, İngiliz desteğiyle bu bölgelerde ayaklanmış Arapların bağımsız bir ülke kurmaları elbette hayalden öte bir şey değildi. Faysal’a krallık kurmasına izin verilmesi tamamen İngiliz-Fransız rekabetinin bir ürünüydü ve İngilizler Suriye’deki Arap varlığını Sykes-Picot Antlaşması’nı tadil etmek için bir koz olarak kullanmak istiyordu. Faysal’ın Suriye’deki krallığı 1919’da Paris’te düzenlenen ve Ortadoğu’nun geleceğinin görüşüldüğü konferansta fiilen sona erdi.

Fransızlar Suriye ve Lübnan’dan vazgeçmemiş, Sykes-Picot’da kendilerine ait olan Musul bölgesini İngilizlere bırakmayı kabullenerek İngilizlerle anlaşmışlardı. Faysal, o güne kadar Arap bağımsızlığının yanında olduğunu söyleyen Lawrence’ın bile desteğini alamadığını acı bir şekilde gördü. İngilizlerin Faysal’a olan desteği Fransızlarla anlaşana kadar sürmüştü!1919 yılından itibaren İngiliz kuvvetleri Suriye’yi boşalttı. 24-26 Nisan 1920’de San Remo’da yapılan konferansta ise Suriye, Filistin ve Lübnan mandaları kabul edildi. Böylece Faysal’ın bağımsız krallığı resmen sona eriyor ve Suriye, Lübnan ve Filistin’den ayrılarak bir Fransız mandasına dönüşüyordu. Suriyeli Araplar ve Faysal bu kararı kabul et-medi. İngiltere’nin de arabuluculuk çabaları sonuç vermedi.

 

Temmuz 1920’de Fransızlar Faysal’a son kez Suriye’yi Fransız idaresine bırakma çağrısında bulundular. Ancak Faysal bunu kabul etmedi. Suriyeli Arap milliyetçilerinden kurduğu bir orduyla Fransa’ya direnmeye çalıştı. 24 Temmuz1920’de Meyselun Savaşı’nda Faysal kuvvetleri Fransızlara karşı büyük bir yenilgiye uğradı. Faysal Şam’ı terk etmek zorunda kaldı ve Suriye’de Fransız mandası faaliyete geçti. Suriye’deki Fransız mandası hiçbir zaman Suriye üzerinde tam egemenlik kuramadı. Ancak Arap milliyetçiliği henüz Fransızlara karşı direnecek güçte de değildi. Bu nedenle Fransa’yı ülkeden kovacak bir direniş bir türlü örgütlenemedi.

 İlginçtir, emperyalist Batı tarihçilerinin o çok övdüğü ve çok güçlü gösterdiği sözde Arap milliyetçiliği Hicaz’dan Suriye’ye, Filistin’den Irak’a Türklere karşı direnebilmiş, ancak Fransız ve İngilizleri yıllarca ülkelerinden kovamamıştır! Suriye’nin Fransız mandasından kurtulması İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gerçekleşebilmiştir.

 İkinci Dünya Savaşı’nın mutlak galibi sayılabilecek ABD’nin dünyada BM önderliğinde kurmak istediği yeni düzenin bir ürünü olarak pek çok diğer İngiliz ve Fransız mandası ve sömürgesi gibi Suriye de bağımsızlığını kazanabilmiştir. Fransız askerleri Suriye’den 1946’da çekilmiş ve Suriye bağımsızlığını ilan etmiştir. Ancak bu sefer de ülkede ABD bağımlısı hükümetler kurulmuş, 1970’de ki Hafız Esad darbesine kadar zaman zaman ABD’ye bağımlı hükümetler kurulmuştur. Bu darbe girişiminden yıllar sonra 11 Eylül saldırıları sonrası Suriye bu kez ABD’nin baskısı altına girmiştir.

 Bu siyasi müdahalelere yakın tarihte İran ve Rusya da dâhil oldu. Türkiye’nin de taraf olduğu Suriye politikasının analizini önümüzdeki haftaki yazımda ele alacağım.

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar