DEVE KUŞU GİBİ OLMAK
Reklam
Mehmet DOBOĞLU

Mehmet DOBOĞLU

DEVE KUŞU GİBİ OLMAK

Adamın bir Bediüzzaman’a gelir, şöyle bir soru yöneltir: “ Dalalette(sapkınlıkta) öyle dehsetli bir elem ve bir korku var ki; kâfirin, değil hayattan lezzet alması, hiç yaşamaması lâzım geliyor. Peki bu adamlar hayattan nasıl   lezzet alabilirler?

Soruyu bizim gibi avam ağzıyla yöneltelim. Adam içki ve uyuşturucu kullanıyor, zina yapıyor, ailesine eziyet ediyor, her gün eğlence partileri yapıyor, bu adam nasıl mutlu olabiliyor? Aslında bu insanlar yaşantısının sonunu bir bilseler, ezilmeleri ve korkudan ödünün patlaması gerekir ama gayri meşru hayatlarını bir türlü bırakmıyorlar. Neden?

Öyle ya, bir  gün öleceğiz, hesaba çekileceğiz, cehennem var o halde nasıl olur da küfür yolunda yaşamını sürdürmeye devam ediyorlar? Soru bu:

Üstad cevap veriyor. “Şeytanın acayip bir aldatma tekniği vardır. Yanıltır insanı, yaptığından lezzet aldığını zanneder insanlar.  Şöyle ki: “Deniliyor: Deve kuşuna demişler: "Kanatların var, uç!" O da kanatlarını kısıp, "ben deveyim" demiş, uçmamış.

Fakat avcının tuzağına düşmüs. Avcı beni görmesin diye başını kuma sokmuş bu defa. Halbuki koca gövdesini dışarıda bırakmış, avcıya hedef etmiş. Sonra ona demişler: "Madem deveyim diyorsun, yük götür!" O zaman kanatlarını açıvermis, "Ben kuşum" demiş, yükün zahmetinden kurtulmuş. Fakat hâmisiz ve yemsiz olarak avcıların hücumuna hedef olmuş.

 

YA VARSA

Aynen onun gibi; kâfir, Kur'anın semavî ilânatına(kuranın ilanları) karşı,  küfr-ü mutlakı(kesin inkarcı) bırakıp meşkuk(şüpheli) bir küfre inmiş.  

Ona her vakit bakan, nasıl yaşar? Nasıl lezzet alır?" O adam, Kur'anın umumî vech-i rahmeti(merhamet yönü) ve şümullü(kapsamlı) nurundan aldığı bir hisse ile der: Mevt i'dam değil, ihtimal beka (ölümsüzlük)var.

Veyahud deve kuşu gibi başını gaflet kumuna sokar, tâ ki ecel onu görmesin ve kabir ona bakmasın ve zeval-i eşya ona ok atmasın!

Elhasıl: O meşkuk küfür(şüpheli) vasıtasıyla deve kuşu gibi mevt ve zevali i'dam manasında gördüğü vakit Kur'an ve semavî kitabların iman-ı bil'âhirete dair kat'î ihbaratı ona bir ihtimal verir. O kâfir, o ihtimale yapışır, o dehşetli elemi üzerine almaz. O vakit ona denilse: "Madem bâki bir âleme gidilecek; o âlemde güzel yaşamak için tekâlif-i diniye(dinin emir ve yasakları) meşakkatini çekmek gerektir."  Bu sözü üzerine almaz…( Lemalar s.79)

 

AÇAYIM

Hepimizin aklına bu tip sorular gelir. Mesela şeytanın gücünü de merak etmişsinizdir ki bu işin içinde nefis ve şeytan başrol oynarlar.

Üstad bu dersin sonunda, insanların böyle birhayattan kurtulması için mutlaka Kur’ana sımsıkı sarılmasını tavsiye eder.

Önceki akşam, dostlar bizi bir ev ziyaretine gittik, orada bu dersi okudular. Bu sırada imanlı bir insan ile inkarcılık yapanların sonunu düşündüm. Biraz tefekkür ettiğimde, Allah’ın insanlara verdiği en büyük nimetin iman olduğunu anladım.

 Zaten, küfür içinde yüzen ile imanlı bir hayat yaşayan insanların en büyük farkı da buradan geliyor. Birisi deve kuşu gibi başına kuma sokarak, ölüm sonrası hayatı hesaba katmazken, diğeri Allah korkusu veya aşkı ile helal ve harama dikkat eden bir yaşam sürüyor.

İşte imtihanımız da burada başlayıp, burada bitiyor.

Kimi öğrencilerde böyledir. Bir ay öncesinden sınav yapılacağını, öğretilen konulardan sorular yöneltileceğini söylersiniz. Bir kısmı sınava hazırlanır, diğer bir kısmı seni ne sınıfta dinler, ne evde tekrar yapar. Sınav günü ise ‘çakar!’

Bilmem anlatabildim mi? Yani, ölüm sonrası hayata hazırlık yapmak gerekiyor.

 Hz. Ali’ye birisi gelip: “ Ya Ali, sıcak aylarda oruç tutarsın, her sabah uykundan feda edip namaza gelirsin. Malından zekat dağıtırsın. Ya öldükten sonra dirilmek yoksa?Demiş.

Ali Efendimizde(ra). “ Ya varsa!” diye sorusuna soru ile cevap vermiş…”

Peki kalın sağlıcakla.

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar