ESKİ KAFILI DİYORLAR
Reklam
Mehmet DOBOĞLU

Mehmet DOBOĞLU

ESKİ KAFILI DİYORLAR

15 Kasım 2017 - 09:04

Eski ve yeni kuşak çatışması, kültürel değerlerimizden uzaklaşma dolayısı ile giderek uzaklaştığımız değerler…

İşte bu konuda sizlere yine bir hikaye anlatıp, sonra da konumuza geçelim inşallah!
Yaşlı kadın, usulca odasından çıktı. Salondan torunu ile gelininin sesleri geliyordu:

“-Oğlum, sofra hazır, çorbanı koydum; haydi gel de soğutmadan ye!..”

Salonun en kuytu yerine geçti, yerde kendine ait köyden getirdiği minderin üzerine oturdu. Çocuk,

Babaannesini görünce:

“-Babaanneciğim, gel beraber yiyelim!..” dedi.

Yaşlı kadın manidar bir şekilde iç çektikten sonra:

“-Evin erkeği gelmeden akşam sofrasına oturulmaz. Hele babanız gelsin, beraberce yeriz inşallah!”

dedi.

Evin gelini:

“-Aman anneciğim, eskidenmiş onlar!.. Şimdi acıkan yemek sofrasına oturur, o da gelince yer.” dedi.

Yaşlı kadın:

“-Kızım, nasıl insanların bir edebi, hayâsı, iffeti varsa, evlerin de iffeti ve edebi vardır.”

Torunu dayanamayarak alaycı bir tavırla söze karıştı:

“-Yaa babaanne, neymiş bu evlerin iffeti… Anlat bakalım, merak ettim!..” dedi.

Yaşlı kadın söze başladı:

“-Biz küçükken annelerimizden önce babalarımızın karşısında edepli oturmayı öğrenirdik. Evde babamız, annemiz varken ayağımızı uzatıp oturmaz, büyüklerimiz konuşurken söz hakkı verilmedikçe söze dâhil olmazdık. Büyüklerimiz odaya girdiğinde hemen toparlanır, kalkıp onlara oturmaları için

yer verirdik. Asla babamız sofraya oturmadan sofraya el uzatmazdık.

Babamız gelir, «Besmele» çeker, «Haydi buyurun.» derdi. Huzurla hepimiz başlardık yemeğe…

Sonunda da sofra duasını kardeşlerimiz aramızda sıra ile okurduk. Hiç ailece yenen yemek kadar lezzetli yemek olur mu? Bu sofranın edebidir, yavrum!..”

Torunu:

“-Bu kadar baskı karşısında depresyona girmez miydiniz babaanneciğim!” dedi.

“-Hayır, yavrum bizim zamanımızda saygı olduğu için sevgi hep bâkî kalırdı. Sevgi var oldukça da hiç depresyona giren olmazdı. Yemekler lezzetli, uykular dinlendiriciydi. Biliyor musun? Ben depresyon kelimesini ilk defa burada duydum, hatta köyümüzde bir tane akıldan mahrum birisi vardı, «Deli

İbram» derlerdi. Vallahi, o bile o kadar mutluydu ki, anlatamam. Akşama kadar sokakta çocuklarla oynar, acıkınca bir kapıyı tıklatır; «Aba acıktım, aba su ver!» derdi. Hangi kapıyı çalsa, boş çevrilmezdi.

Berber saçları uzadıkça tıraş eder, hamamcı arada yıkardı. Cumaları esnaf elinden tutar, namaza bile götürürlerdi. Yani hiç kimse onu dışlamazdı.

Şimdi hiç bir şeye saygı kalmadı. Bak evlere bile saygı yok bu şehirde! Herkes akşam olduğu halde perdelerini örtmemiş, bütün evlerin içi görünüyor, ama kimse utanmıyor. Biz daha hava kararmaya başlamadan kalın perdelerimizi çeker, ondan sonra evin ışıklarını yakardık. Hatta perde kapalıyken üzerimizi değiştirmeye edep eder; ışığı söndürür, yere çömelir öyle üzerimizi değiştirirdik. Gölgemizin bile dışarıdan görünebileceğini düşününce yüzümüz kızarırdı.”

Bu sırada gelini, oturduğu yerden kalktı, mahcup bir eda ile salonun perdelerini çekti.

“-«Evin edebi, önce perdesinin çekilip çekilmediğinden belli olur.» derdi büyüklerimiz…(MEB, EDEP Kasım ayı konusundan alınmıştır)

 

BİZİ KÜLTÜRÜMÜZLE VURDULAR

Dünya Savaşı sonrası, İslam dünyasına yayılan yüzlerce papaz, 4 yıllık bir çalışma yaparlar. Ancak İslam dünyasını dinden uzaklaştırmanın mümkün olmadığını tespit ederler. Sonra ne yapacaklarını tartışırlar, öyleyse kültürel erozyon yapalım, derler.

Başarırlar da, sokaklarımıza bakın bunu görürsünüz. Dikkat edin düğünlerimizden tutunda, neredeyse bütün örf ve adetlerimiz unutuldu. Oysa bir milleti ayakta tutan en büyük birlik kültürel birliktir, diyor.

Selam ve saygılarımı sunarım.

Kalın sağlıcakla. 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar