ÇİLELİ BAŞLAR A ÇARE
Reklam
Meliha Küçükönder

Meliha Küçükönder

ÇİLELİ BAŞLAR A ÇARE

03 Mayıs 2018 - 09:54

Musikiyi sevmeyenimiz olamaz diye düşünüyorum. Çünkü ezan da bir musikidir. Başka açıdan bakanlar için ‘müziğe günah’ diyenler için şu bilgiyi paylaşmak isterim (fetva vermek bana düşmez de âcizane bilgimi paylaşıyorum); her bir vakit ayrı bir makamdır. Sabah ezanı saba ve dilkeşhaveran, öğle ezanı hicaz, ikindi ezanı hüzzam, akşam ezanı segâh, yatsı hicaz ve rast makamından (yatsı ezanı imamın makam bilgisiyle alakalı değişmektedir) oluşmaktadır. Yani ezanımız da tasavvufi musikiye girmektedir. Musikinin tarihçesini internetten araştırdım ve size o kısmı aktarmak istiyorum; çağlar öncesine dayanan musiki tarihçesi kısıtlı olduğundan dolayı yeterli veriler bulunmamakla birlikte;  Türk müziği, Orta Asya gelenekleri ve yaşantısıyla bağdaşlık kurmuş eski ve kayıp bir kültür olarak günümüzde de incelemeleri sürmektedir. İslamiyet’in yükselişiyle beraber Al kindi (801-873) gibi İslam bilginleri tarafından; Pisagor (M.Ö. 582-500), Sokrates (M.Ö.470-399), Eflatun (M.Ö.428-347) ve Aristo (M.Ö.384-322) gibi Antik Yunan felsefecilerinin eserleri tercüme edilerek, bunların özümsendiği yepyeni bir kültürel akımın etkisinde, geleneksel Türk Musikisinin oluştuğu saptanmıştır. Özellikle geleneksel Türk Musikisi ile ilgili nazariyata dayanan eldeki ilk veriler, bizi Al Farabi (873-950) dönemine götürmektedir. Yani tarihçeye dikkat edelim; burada tarihe detaylı gitmek benim haddime değildir bunca tarih araştırmacı ve yazarlarımız varken ben sadece burada musikinin temelinin anlaşılmasını sağlamaya çalıştım ve gelelim güzelim yurduma ve memleketimdeki musikiye..

Bilindiği üzere 29 Nisan Pazar akşamı Necip Fazıl Kültür Merkezinde Akşam Sefası Musiki Cemiyeti harika bir konser verdi, Bülent Paköz’ün şefliği eşliğinde. Dinleyicinin yer kalmadığından dolayı ayakta bekleyerek oradan gitmeyişi takdire şayandı çok duygulandım. Sayın Rektörümüz ve Sayın Kültür Müdürümüz Seydi Küçükdağlı, Gazetemizin İmtiyaz Sahibi Sayın Mehmet Yüzbaşıoğlu da vardı. Bürokrasi koltuklarındaydılar, buradan vatandaş olarak onların bu özverilerine minnettarım ve ayakta onları alkışlıyorum. Ama insanın gözü valiyi arıyor, insanın gözü belediye başkanlarını arıyor, insanın gözü milli eğitim müdürlerini arıyor. Vakti zamanında hep davet edilmişler ama davete icap edilmediğinden dolayı ön koltuklar hep boş kalmış, bu sebepten dolayı da artık siyasi makamlara, cemiyetler küsmüşler ve ‘gelmezlerki’ fikri netleşmiş. Oysa vatandaşla bürokrasinin kaynaşacağı en anlamlı en güzel yerlerden biridir amatör musiki cemiyetleri. Oy kaygısının şu günlerini kapsadığı gerçeğini bitaraf etmez isek, vatandaşın gözünde benim her türlü yanımda olan başkanlarım var, ‘verdiğim oy helal olsun’ demez mi sizce? Cumhurbaşkanımız bile davet edildiği konserlere giderken sanata ve sanatçıya destek verirken ne oldu bizim büyüklerimize neden gelmezlerki, bu bende kocaman soru işareti. Eğer yoğunlarsa on dakika uğrasınlar, ellerinin altında yardımcıları var onları göndersinler, sanatı seven bu vatandaş zaten sağduyuludur zaten hoşgörülüdür. Bütün musiki cemiyetlerinin ortak derdi bu davetlerimize icabet edilmemesi. Umarım bu yazımdan sonra onlar da ihmal ettikleri bir sahayı hatırlar diye ümit ediyorum.

Gelelim konsere, koroların ve solistlerin icra ettiği şarkıları seyirci alkış tufanına tuttu, en güzel bölümün yeri de nazende sevgilim şarkısının seyircinin okumasıydı. Yani Akşam Sefası Musiki Cemiyeti o kadar ki ince ruha sahip.. Harika bir akşamdı kaçıranlara duyurulur. Biraz kıskandırdıktan sonra böyle cemiyetlerin kendi gerçeklerine biraz değinmek istiyorum;

Mesela konser için salon arayışına düşer şefler, salonlar genelde doludur, çünkü bizim bir sanat merkezimiz yok, bizim bir sanat galerimiz yok, şuanki mevcut salonlarda söyleşi, sempozyumlar, resim sergileri, kız meslek liselerinin sergileri, okulların seminerleri vs. bir yığın karma karışık bir durum. Yapmak istediğin etkinliğin tarihi oradaki başa oturtturulan müdürlerin inisiyatifine kalmış gibi bir şeydir, burası tartışılabilir onlarında savunması vardır evelallah. Bu musiki cemiyetlerinde hummalı çalışmalar başlar aylar öncesinden

 Haftada bir veya iki arkadaşlar toplanır enstrüman icracıları solistler ve koro ama aşağı yukarı fire vermezler, hasta olanları da maske takarak gelirler yani o kadar ki önemlidir provaları, ne ilahi hikmetse konsere az kalan sürede verilen gençlik merkezleri yada çalışma yerleri kapanır, hep de böyle olur. Ekip bir kafe bularak provalara devam eder, yıldıramazlar.  Musiki cemiyetlerine de sanatçı arkadaşlara da zar zor olsa da çalışma ortamı veriliyor. Fakat provaların tam ortasında kapatılıyor hep bir bahanemiz var bizim; ‘gönüller bir araya geliyor’ diye bu gönül işi de bu kadar zora çekilmemeli değil mi? Herkes işinden çıkınca evine uğramadan provalara gelir, bu kadar bir araya gelen insanlar sizce ahmak mı da zorluklara rağmen göğüs gererek geliyorlar? Onlarda TV karşısında ayak uzatarak çayını içip çerezini yiyemez mi? Ama bu mücadelenin sonunda kim kazanıyor tabiki Kahramanmaraş. Kimse şahsına buralarda ün yapıp da köşe olmuyor ne oluyor? TRT’ye kadar bu konserler ulaşıp ‘Kahramanmaraş’ın amatör cemiyetleri’ diyerek konserler ara sıra kanala giriyor, ücretsiz merak etmeyin burada Kahramanmaraş kazanıyor. Bürokratların konserlerden bile bihaber olduğu sanat Kahramanmaraş’a kazandırılıyor. Ne kadar tuhafız değil mi? Birde Kahramanmaraş’ın iliğinde sanat vardır, iliğinde sanat, yazmayan, çizmeyen, okumayan çalmayan yoktur, nasıl ki Urfa yanık sesiyle meşhursa bu memleketimin insanında çıkmayı bekleyen yetenekler vardır vebali kimde? hepimizde, neden zorlaştırıyoruz bari gönül verene el uzat, sağ olsun halkımız davete icabet ederek sahip çıkıyor Kahramanmaraş’ımın önder liderleri sanata el uzat.

Mesela sponsorları olmadığından dolayı konser masraf paraları aralarında toplanıyor; ne kadar ilginç bu gönüllüler cepten para vererek konser yapacak ama bu işe gönül verenlere el uzatılmayacak; bu arada

Sivil toplum kuruluşlarının da en büyük şikayeti yerlerinin olmamasıdır ama sivil toplum kuruluşları da mutlaka olmalıdır, onlar siyasette gündemde rota belirler ama nedense onlarda da aynı şikayet var; kirayı hep cepten öder bu sivil toplum kuruluşları. Lafın yeri gelmişken sivil toplum kuruluşlarına el uzatılmalıdır. Dip not olsun bu..

Ben cemiyetlere döneyim

Lafın özü sitemin özü; sanatsız toplum düşünülemez, sanat toplumun aynasıdır, Müzik ruhun gıdasıdır, lütfen sanatına sanatçına bu gönül dostlarına gerçekten yer yurt ver sahip çık, bu alan Kahramanmaraş’ın etiketidir ve tut ellerinden bir imzan olsun..

Allah’ım ezansız,  Kur’an’sız, makamsız, müziksiz, sanatsız bırakma, sen bu milleti yani  ruhumuzu gönlümüzü gözümüzü sanatsız koyma. Sanatla hoşça kalın..

 

 

 

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Fatma Culfa
    4 ay önce
    Yüreğine sağlık Melike Hanım biz sanatsever kalplerin dili olmuşsunuz.

Son Yazılar