SESSİZLİK LÜTFEN!
Reklam
Meltem GÜLER

Meltem GÜLER

SESSİZLİK LÜTFEN!

08 Eylül 2018 - 16:07

En son ne zaman gerçekten ‘sessiz bir an’ yaşadınız? Sessizlik sadece çevrenin gürültüsünden ve insanlardan sakınma olarak değil, sağlığımızı korumak için uygulamamız gereken bir ritüel olarak algılanmalı. Aksi halde bitmek bilmeyen gürültünün içinde iç sesimizi duyamadan kaybolma tehlikesiyle karşı karşıyayız.

 İçinde yaşamakta olduğumuz sistemde varlığımızı göstermek için neden sesimizi duyurmaya hatta yükseltmeye ihtiyaç duyarız? Çoğu kez bu cevapsız sorular bizi ‘gürültü’ çıkarmaya iterken, iç dünyamızdan ne kadar uzaklaştığımızın da farkına varmayız. Oysaki sessizlik asla gürültünün yokluğu ile karıştırılmamalı. Çevreden yükselen seslere eşlik eden ve her kafadan çıkan ‘diğer’ sesler birleşip üzerimize yürüdüğünde sağlığımız için biraz sessizliğe ihtiyaç duyabileceğimizi hiç düşündünüz mü? Sessiz kalmak yeni enerjilerin doğmasına, farkındalığın artmasına, stresin azalmasına, sorunlara çözüm üretebilmeye ve belki de en önemlisi kendinizi ve potansiyelinizi keşfetmenize imkân tanır.

Belki de, önce şunu kabul edersek daha hızlı gelişme kaydedebiliriz; sessiz kalmakta hiçbir sorun yok. Ancak hepimiz öyle bir girdabın içine girdik ki, sessiz kalmaya dayanamaz hale geldik.

Kendimizi dinlemek için bazen kilometrelerce uzağa gitmemiz bundan değil midir? O yüzden sessizlik için illa tek başınıza bir odada oturup sadece duvara bakmanıza gerek yok, beyninizin ihtiyacı olan tek şey sadece size ait olan huzurlu, sakin, kısa süreli boşluklar yaratmak.

Sessizliğin beyin ile olan ilişkisine dair yayınlanan araştırmada şu sonuçlar açıklanmış; beyinde yeni hücrelerin oluşması, bu hücrelerin işleyen nöronlar haline gelmesi ve bunun sonucunda da beynin büyümesinin sessizlikle doğru orantısı var. Böylece yalnızlıktan ve sessizlikten çıktığımız anda en doğru tutumu geliştirebiliriz. İşte bu yüzden, sessiz olmaya tahmin ettiğimizden de çok ihtiyacımız var. Çünkü yenilenmenin, arınmanın ve sıfırlanmanın yolu buradan geçiyor.


Her geçen gün daha gürültülü ve karmaşık hale gelen bir toplumun ortasında yaşarken sessizlikten bahsetmek oldukça zor bir konu gibi gelebilir. Ancak bunun akıllıca bir hareket olduğunu inkâr edemeyiz. Öyle ki, düzenli olarak gürültülü ortamda yaşayanların stres hormonunu yüksek seviyede ve kronik olarak üretmeye başladıkları gerçeği önümüzde duruyor.“Büyük şehirlerde yaşayanlar bilirler, uyandığımız andan itibaren yoğun bir gürültü kirliliğine maruz kalıyoruz. Artık eve döndüğümüzde bile sessizliği yakalayamıyoruz.

Sürekli sesli uyaranlarla iç içeyiz. Bu durum zamanla daha tahammülsüz, daha öfkeli, daha huysuz, yorgun, mutsuz ve isteksiz oluyoruz. Oysa sessizliğin insan üzerinde hem fiziksel hem de ruhsal olarak olumlu etkileri oldukça fazla.

 Aslında buradaki ince çizgi, sessizliğin yalnızlığa dönüşmesine izin vermemek. Böyle anlarda ortaya çıkabilecek yalnızlık hissini önlemenin yolunun sevdiğiniz, keyif aldığınız, iyi hissettiğiniz şeyleri yapmaktan geçtiğini unutmamalı. Son olarak şunu da belirtmek gerek; mutluluğun formülü olarak sunulan anda kalma felsefesinin anahtarı da sessizlik... İçinde olduğunuz an sahip olduğunuz tek hazineniz, ona ihanet etmeyin. Olumsuz hissettiren her şeyden uzak durun. Gerisi kolay, susun ve sadece iç sesinize yer açın.


YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar