HELAL KAZANÇ
Reklam
Mustafa KALLİ

Mustafa KALLİ

HELAL KAZANÇ

  İslam’da yasaklanan(haram kılınan) bir hüküm bulunmadığı sürece bir şeyi kullanmak mübah ve helal(caiz)dir.Ayet-i kerime de; “Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helal ve temiz olanlarından yiyin..”(Bakara,168) burulmuştur.

  Helalin zıttı haramdı. Haramda kesin olarak yasak edilmiştir. Haram kazancın hayrı ve bereketi olmaz. Onun için Atalarımız “Haramın minesi olmaz” demişlerdir. Haram, kişiye, ailesine, çoluk çocuğuna huzur getirmez. Kişi haram kazançtan sakınmalıdır. Dua ve ibadetlerin kabul olması için boğazdan geçen lokmanın helal olmasına dikkat edilmelidir.

  Sevgili Peygamberimizde alın teriyle kazanmaya önem vermiştir. “Hiçbir kimse, asla kendi kazancından daha hayırlı bir lokma yememiştir. Allah’ın Peygamberi Dâvûd (a.s) da kendi el emeğinden yerdi ”(Buhari) buyurmuştur

     Bir müslümanı diğer insanlar arasında en üstün ve en temiz yapan husus, onun İslâm’ın emirlerine uygun olarak yaşaması, temiz ve helâl gıda ile beslenmesi ve böylece hem maddesinin hem de mânâsının temiz olmasıdır.

Haram ise, mü’minin bu nezâhetini, temizliğini bozan âdeta bir zehir mesâbesindedir. Bulaştığı her şeye zarar verir. Mesela kazanca bulaşınca, bereketini yok eder; bedene bulaşınca, kişiyi harama meylettirir; gönle bulaşınca, onu hantallaştırır.

Ayet-i kerime de:«Ey îmân edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin!» (eBakara, 172) buyurmuştur.

Aynen bunun gibi helal lokma da, insanı istikâmet üzere yönlendirirken haram lokma insanı Hak’tan uzaklaştırır.

   Kazancın, az veya çok olmasıyla değil, helâl olmasından dolayı huzur ve bereket getirir.

  Helal, dinimizde yapılması veya yenilip içilmesi yasaklanmayan, serbest bırakılan şey demektir. Allah ve Resulü’nün bir şeyin helal olduğunu belirtmesi veya işlenmesinde günah olmadığını bildirmesi o işin helal olduğunu gösterir. Helal kavramı, meşru, caiz, mübah tabirleri ile de ifade edilir. Haram ise  kesin bir delille açık bir şekilde yapılmaması istenen ve yasak edilen fiillerdir. Haram, dinî bir kavramdır ve haramı tayin etme yetkisi Allah ve O’nun Resulü’ne aittir. Başka insanların bu konuda müdahale hakkı yoktur.

   Helal ve temiz olan şeylerin yapılması, yenilmesi, içilmesi ve kullanılması noktasında Allah (c.c.) şöyle buyurmuş: “Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı iyi ve temiz nimetleri (kendinize) haram etmeyin ve (Allah’ın koyduğu) sınırları aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez. Allah’ın size rızık olarak verdiklerinden helal, iyi ve temiz olarak yiyin.”(Maide,87-88)Buyurmuştur.

    Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) de helal-haram duyarlılığı hususunda şu uyarıda bulunuyor ve son derece önemli bir kıstas koyuyor: “Helal olan şeyler belli, haram olan şeyler bellidir. Bu ikisinin arasında, halkın birçoğunun helal mi, haram mı olduğunu bilmediği şüpheli konular vardır. Şüpheli konulardan sakınanlar dinini ve iffetini korumuş olur. Şüpheli konulardan sakınmayanlar ise git gide harama dalar.”(Buhari,Müslim) buyurmuştur

    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu uyarıyı yaparken sadece haramdan ve harama yol açan vasıtalardan kaçınmaya değil; aynı zamanda haram şüphesi taşıyan işlerden de uzak durulmasına işaret buyuruyor.

    Bununla birlikte, helal ve haram çizgisi sadece maddi alanda aranmamalıdır. Toplumun huzurunu bozan gıybet, iftira, insanların arasını bozma, insanların gizli hâllerini araştırma, yetim malına el uzatma, hırsızlık, gasp, faiz, kumar; alışverişi hileli yapma, eksik ölçüp tartma, kalitesiz mal üretip pahalıya satarak servet elde etme gibi her türlü gayrimeşru davranış ve kazanç yollarında da helal-haram çizgisine dikkat etmek gerekir.

 

 

 

İMAM-I AZAM'IN BABASI VE ELMA (Haram Lokma)

     Mezhep imamımız îmam-ı A'zam hazretlerinin babası Numan bin sabit hazretleri gençliğinde bir gün ırmak kenarında abdest alıyordu. Tam abdest almaya başlayacağı zaman ırmak sularına kapılıp gelen bir elma gördü. Elmayı nereden geldiğini ve haram veya helal olup olmadığını düşünmeden bir defa ısırdı. Hikmeti ilahi o ana kadar elmanın ne olduğunu düşünmeyen Numan, hemen hata ettiğini ve mutlaka elmanın sahibini bulup helal ettirmesini lazım geldiğini düşündü. Abdestini alıp namazını eda ettikten sonra suyun- geldiği tarafa doğru gitmeye başladı. Elma elinde olduğu halde araya araya elmanın düştüğü bahçeyi ve sahibini buldu.

    Bahçenin sahibine meseleyi anlatıp elmayı, yanlışlıkla ısırdığını ve hakkını helal etmesini istedi, İmam-ı Azam hazretlerinin babasının bu hareketi, elma sahibinin dikkatini çekmişti; Hakkını helal edemeyeceğini, hakkını helal etmesi için bazı şartları olduğunu söyledi. Nu'man hazretleri ne isterse yapacağını, yeter ki hakkını helâl etmesini isteyip şartının ne olduğunu sordu. Elma sahibi de, hakkını helal etmesi için iki sene bahçesinde çalışması lazım geldiğine ve kendisine iki yıl hizmet etmesinin şart olduğunu söyleyince, Nu'man hazretleri çaresiz kalmıştı; ahirette ceza çekmektense bu dünyada bir şahsa iki sene hizmet etmek daha iyidir diye düşündü ve şartlarını kabul ettiğini söyledi.

    Nu'man hazretleri, bir elmayı yanlışlıkla ısırdığı için elmanın sahibine iki sene hizmet etmiş ve adamın işinde canla-başla çalışmıştı, iki sene dolduktan sonra adama; zamanın dolduğunu ve artık hakkını helâl etmesini istediğini söyleyince, adam, «yine helal etmiyorum, benim bir kızım var onunla evlenirsen ancak o zaman helal ederim» dedi.

Hazreti Nu'man :

“Olur” dedi. Adam yalnız kızının kusurlu olduğunu, elinin çolak, gözünün kör, ayağının topal, başının kel, kulağının sağır ve ahras olduğunu söyleyip, iyi düşünmesini ve sonra pişman olmamasını söyledi. Hazreti Nu'man yine düşündü taşındı «ahirette ceza çekmekten iyidir» deyip kızla evlenmeyi de kabul etti...

        Adam hazreti Nu'man'a vermek için kızının büyümesini beklemişti... Düğün yapıldı, nikâh kıyıldı, zifaf gecesi hazreti Nu'man'a gelinin olduğu odayı gösterdiler. Nu'man hazretleri içeriye girip içerde kendisine söylenen evsafta bir kızın bulunmadığını görünce bir yanlışlık olduğunu zannederek hemen dışarı fırladı ve durumu oradakilere anlattı. Çünkü içerde kayın pederin söylediğinin aksine her a'zası yerinde genç ve güzel bir kız kendisini karşılamıştı.

Kayınpederi bir yanlışlık olmadığını söyleyerek meseleyi şöyle anlattı:

“Benim kızım kördür, daha harama bakmamıştır. Sağırdır haram dinlememiştir. Topaldır gayri meşru yolda yürümemiştir. v.s.» diye sayıp, «senin hanımın o içerde bekleyendir Allah mes'ut etsin» dedi.

Daha sonra seneler geçip bu evlilikten İmam-ı A'zam dünyaya geldi. Annesi İmam-ı A'zam'ı hocaya okuması için teslim etmişti, İmam-ı A'zam unvanına kavuşan o zaman henüz yedi yaşında bulunan Sabit  Kur'an-ı Kerîm'i hatmettiği zaman annesi:

— “Ah oğlum baban o elmayı ısırmasa idi sen altı yaşında hatmedecektin” buyurdu. 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar