Mevlidin Dindeki Yeri
Reklam
Mustafa KALLİ

Mustafa KALLİ

Mevlidin Dindeki Yeri

   Mevlid okumanın/okutmanın asıl amacı, Efendimizin dünyayı şereflendirmesinden ötürü duyulan sevinci ortaya koymaktır. Peygamberimizin doğumundan dolayı sevinç duymanın ve bunu meşru bir yolla ortaya koymanın dinen bir sakıncası bulunmamaktadır.

  Günümüzde birçok kavramlar tartışılmaktadır. Tartışılan kavramlardan birisi de şüphesiz bidat terimidir. Toplumda yaygın bir şekilde görülen dinî bilgisizlik, hem birçok bidatin ortaya çıkmasına ortam hazırlamış hem de bidat olmadığı halde birçok yeniliğin ve dinî unsurun bidat olarak damgalanmasına neden olmuştur. Bu durum halkın dinî konularda şüpheye düşmesine, dini, ilerleme ve yeniliklere engel, çağ dışı bir kurum gibi algılamasına ve dine karşı ilgisiz davranmasına neden olmaktadır.

     Kelime olarak bidat, önce bulunmayan veya bir örneği önceleri görülmeyen ve yeni ortaya çıkarılan fiili şeydir. İslam’a sonradan sokulan şeylerdir.

    Kısacası kelime olarak bidat, daha önce bir benzeri olmayıp sonradan ortaya çıkan her şeyi kapsar. Bu anlamda bidat, dinle (iman ve ibadet, günah ve sevap) de sınırlı değildir.

    Dinî literatürde kullanılan bidat kelimesi ise bir terimdir ve sınırlı bir anlam taşımaktadır. Alimler tarafından yapılan bidat tariflerinden en kapsamlı ve anlaşılır olanının şu olduğu kanaatindeyiz: Hz. Peygamber ve ashabı zamanında olmayıp kavlî, fiilî ve takrirî sünnetten herhangi biriyle ona işaret olunmayan ve hakkında asar  sahabe sözü dahi bulunmayan; (buna rağmen şerî imiş gibi görünen ve onunla Allah’a daha çok ibadet etme kastedilen) şeye/uygulamaya bidat denir.

     Mevlidin Konumu

     Mevlid kelime olarak doğum zamanı ve doğum yeri anlamına gelir. Halk arasında bir terim olarak, Peygamber Efendimizin dünyayı şereflendirdiği günü, bu gün münasebetiyle yapılan değişik etkinlikleri ve bu günde uzun bir zamandan beri farklı makamlarla okunması âdet halini alan naat, kaside veya şiirleri kapsayan geniş bir anlamda kullanılmaktadır.

    Mevlid okumanın/okutmanın asıl amacı, Efendimizin dünyayı şereflendirmesinden ötürü duyulan sevinci ortaya koymaktır. Bundan dolayı sevinç duymanın ve bunu meşru bir yolla ortaya koymanın dinen bir sakıncası bulunmamaktadır. Peygamber Efendimizin doğumuyla dünyaya şeref verdiği gün sıradan bir gün olamaz. Öyle ise bu gün münasebetiyle meşru daire içinde bir yere toplanmak, dini konuları konuşmak, salavat getirmek, yemek yedirmek, hediyeleşmek ve Hz. Peygamber’i övücü bazı ilahi ve kasideler okumak; hatta son zamanlarda Diyanet İşleri Başkanlığı’nın başarılı bir şekilde yürüttüğü Mevlid-i Nebi Haftalarıyla O’nu değişik yönleriyle ele alıp insanlığa anlatmak neden yanlış olsun veya bidat sayılsın?

   Bu merasimde bir araya toplanan kişiler, tercihen sesi güzel bir veya birkaç kişinin okuduğu âyet, ilahi ve kasideleri dinler, salavatlar getirir, dualar yapar, ilmi olan birisi dinî konularda bir sohbet eder sonra da hazırlanan yemekler yenilerek sevapları bu merasimi tertip edenlerin geçmişlerine bağışlanır. Süleyman Çelebi’nin yazmış olduğu Vesiletü’n-necât adlı naat/mevlid en meşhurlardan biri olduğundan ülkemizde mevlid merasimlerinde yaygın olarak okunmaktadır. Doğu illerinde bunun yerine mahalli dille yazılmış başka naatlar da okunuyor.

    Arz edilen şekliyle bir mevlid merasimin dinen bidat olup olmadığına bakalım şimdi de.

1. Bidatin seyyie ve hasene şeklinde iki çeşit olduğunu söyleyenler haseneyi şöyle tarif ederler: “Aslı dinde olup faslı dinde olmayan uygulamadır.” Ele aldığımız mevlid konusunun da, görüldüğü gibi aslı dinde var. Zira Efendimiz’e hitaben naat yazılmış, huzurunda okunmuş, kendisi bunu hoş görmüş ve hediye vermiştir.

2. Mevlid merasimlerinde yapılanların bir kısmı sünnettir; diğerleri de sünnet denilmese bile, “Efendimiz’in bazen işleyip bazen terk buyurdukları, selef-i salihinin de sevip rağbet ettikleri ve yapılmasında sevap olan ancak yapılmamasında günah olmayan işler” anlamında mendub veya müstahabtır.

3. Mevlid merasimi münasebetiyle yapılan dualar, getirilen salavatlar, yedirilen yemekler, yapılan dinî sohbetler, sevap getirdiklerinden ötürü, bir yönüyle ibadettir. Okunan mevlid metnine ise, dinî terim olarak ibadet denilemez.

    Bir de Efendimiz’in dünyayı şereflendirdikleri günün haricinde okutulan mevlidler vardır. Zannediyorum tenkitlerin büyük bir kısmı da bu uygulamalara yöneliktir. Hacdan dönme, düğün, sünnet, bir hastalıktan kurtulma, yeni bir işyeri açma vb. sevinç anlarında ya da vefat eden, şehit düşen bir şahıs adına mevlid okutulduğu görülmektedir.

a) Mevlid metni, hiçbir zaman mesela Kur’ân metni gibi, okunması ve dinlenilmesi sevap olan kutsal bir metin olarak düşünülmemelidir. Hatta hadis-i şerif metni gibi de değildir.

b) Okuyan şahısların işi ticarete döktüğü, pazarlıklar sonucu yüksek meblağlar karşılığı bu işi yaptıkları söylenmektedir. Elbette sevap yörüngeli böyle bir işte para ve ticari düşünce meselenin safiyetini bozar ve haklı olarak tenkitlere neden olur. İyi niyetli insanların saf-temiz duygularını istismar ederek hatta dolaylı da olsa “âyetlerimi ucuza satmayın” İlahî tehdidine muhatap olacak bir tavırla bu iş yapılıyorsa, hiç kimse tarafından hoş karşılanamaz. Ancak okuyan kişiye, pazarlık olmadan, beklenti içine girmeden, oluşan piyasaya (!) mahkum kalınmadan bir hediye verilmesi, hele bunun Efendimiz’in cübbesini hediye etmiş olmasından esinlenerek ve O’na ittiba niyetiyle yapılması mahzursuz bir şeydir.

c) Zira biz her işimizi sadece Allah’ın rızasını tahsil etmek niyetiyle yaparız, O emrettiği için yaparız, O’nu biraz daha tanımak için yaparız. Öyle ise tamamıyla kendimiz olmalı, kendi değerlerimizle oturup kalkmalı, her işimiz kendi boyamızı taşımalıdır.

d) Son olarak, maddi durumu iyi olanların bu tür merasimlerde israf denilecek aşırılıklara, gösteriş kokan harcama ve ikramlara ve okuyanları şımartacak ve safiyetlerini bozacak ücretler verme yoluna gitmelerinin de hoş karşılanamayacağını vurgulamalıyız. Elbette bu iş için sabit kıstaslardan söz edilemez, ancak unutmamalıyız ki selim, bozulmamış bir vicdan olup bitenleri en uygun şekilde değerlendirir ve her yanlışta isyan ederek görevini yerine getirir.

   Osmanlı’da Mevlid Kandili 

   Osmanlı’da Mevlid Kandili bayram idi. Osmanlı’da af, Peygamberimiz’in doğum günü sebebiyledir. O güller gülünün doğumuna verilen öneme binaen adi suçlardan mahkûm edilen şahıslardan cezasının üçte birini çekenler affedilirmiş.

   Mevlid Kandili’nde bazı mahkûmlar affedilirmiş. Daha önceden büyük bir titizlikle yapılan araştırmalar neticesinde suçu hafif olan mahkûmların kalan cezası Peygamberimiz (s.a.v.)’in doğum gününe hürmeten, Mevlid Kandili’nde padişah tarafından silinir, mahkumlar hapishaneden salıverilirmiş. Peygamber (s.a.v.)’nin şefaati umularak Peygamberimiz’in doğum günü hapishanedeki mahkûmlar için de bayrammış.

     Adi suçlardan hüküm giymiş ve cezalarının üçte birlik kısmını dolmuş olan mahkûmlardan sadece İstanbul hapishanelerindekiler mi salıveriliyormuş? Tabii ki hayır. Balkanlardaki hapishanelerden salıverilen mahkûmlarda bulunmaktadır.

   Osmanlı’da Peygamberimiz (s.a.v.)’in doğum günü bayrammış, resmî tatilmiş 

Peygamberimiz’in doğum günü yani Mevlid Kandili ilk olarak Mısır’da kurulan Şii Fâtımî Devleti döneminde kutlanmıştır. Bu kutlamalar Osmanlılar zamanına kadar aynı ihtişam ve heyecanla süregelmiş. Osmanlı Devleti’nde ise bu kutlamaların ayrı bir önemi varmış. Hatta bu kutlamalar 16. yüzyılın sonlarına doğru devlet töreni halini alıp resmileşmiş, 1910 tarihinden itibaren de Hz. Peygamber (s.a.v.)’nin doğum günü, resmi bayramlar arasına dâhil edilerek, resmi tatil olarak kabul edilmiş. O’nun dünyaya teşrifleri Osmanlı için bayrammış

Osmanlı’da padişahın bizzat katıldığı Mevlid töreni de varmış. Bu tören bir selâtin camisinde yapılırmış: Bu yüzden padişahların Mevlid okunacak camiye gidip gelmesine  “Mevlid Alayı” eşlik edermiş.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar