ÇAL- ÇENELER (Yanlış yerde ve konumda bulunmak)
Reklam
Mustafa Okumuş

Mustafa Okumuş

ÇAL- ÇENELER (Yanlış yerde ve konumda bulunmak)

14 Nisan 2018 - 12:41

Kimi zaman olmadık yerde ve zamanda kendimizi değişik insan grupları arasında buluruz. Düğünlerde, bayramlarda, cenazelerde...

Yöresel kültürün ve gelenekselliğin oluşturduğu kalıplar içinde yüzeysel bir tanışma olur. Selâm ve merhabalar, tanışmanın temeline dayalı ilk iletişimin kapısını aralar. Rutin sözcüklerin kullanılmasıyla başlayan tanışma faslı kısa sürer. Ardından bir suskunluk başlar, bir yabancının yanında bölünüp- kesilir sohbet. Çok geçmez tükenir oradaki birkaç çal-çenenin sabrı. Onlar için yabancı da kendilerinden biri sayılıverir. Kaldıkları yerden yeniden başlarlar, yarım kalan lafazanlıklarına.

Bu insan gruplarıyla bir paylaşım alanı ve olanağı yakalama isteğiniz varsa çok beklersiniz. Bir şekilde kendi aralarında paslaşan, başkalarına topu atmayan   birkaç kişidir onlar. Gerisi tepkisiz dinleyenler ya da dinler gözükenler. Anlıyor görünüp de anlamayanlar. Çal-çenelerse salt kendi geçim sıkıntıları ve yaşam biçimlerinden doğan sorunlarına odaklanmışlar ya da güncel olayların kulaktan dolma önyargılı politik boyutlarına girmişlerdir.

Dar bir alanda boyutsuz ve kişisel yaklaşımlar içerir hep söylemler ya da aslından, gerçeğinden uzaklaştırılmış, algılama ve kavrama yetersizliğinden doğan dedi-kodu kılıflı, özden sapmalar…

Kimi zaman dilinizin ucuna gelen gerçeğe ışık tutma isteğiniz söze dökülemez, size bu hak tanınmaz. O meydanda çal-çenelerin güreşi var. Bu yüzden ki çal-çeneyi geçmeyen bir yaklaşımın kısır döngüsünde salt dinleyici olmanın ya da suskun kalmanın utancını ve doluluğunu yaşarsınız.

Yaklaşımların ucunda hep bencillik ve cinlik sırıtır. Kendi çıkar gözlüklerini takarlar, onunla bakarlar kendi dışlarına. Ya da böylesi gelir işlerine deseniz, bu da pek tutmaz. Ulusal bağlamda yeterli bir ufuk gelişimi kazanamadıkları belli. O yönde bilgilenme ve de yorumlama yetersizliği ilk bakışta dikkatinizi çeker. Suçlama duygunuz söze dökülemez, acırsınız.

Duyduklarını kendi algılarına uygun şekilde yorumlayan- aktaran bu insanların konumu gelir aklınıza. Görüş ufku dar, beyin ışığı kör, çal-çenelerle neyi paylaşacaksınız? Burunlarının uçlarını bile zar-zor gören beyin körlerinin önüne geniş bir ufuk açmanın bir yararı olmaz. Üstelik büyük bir bölümü dinleyici ve suskun kalanların önünde çal-çeneleri eleştirmek, küçük düşürmek onları duygusal tepkilere de yönlendirebilir. Yutkunur ve susarsınız. Acınızı, üzüntünüzü ve beklentilerinizi içinize gömersiniz.

Bunları suçlamak da geçmez usunuzdan. Verilmemiş bir eğitimin sonucunu isteme hakkınız yok ki onlardan. Doğrular olarak sahip çıktıkları ön yargıları kendilerinin mi, yoksa başkalarının mı? Bu da belli değil. Biraz irdeleme fırsatınız olsa tıkanıp kalacakları, duygusallaşıp, kabalaşacakları anlaşılır. Taşıdıkları yük kendilerine ait olmadığı için yükün içinde ne olup-olmadığını bilmeyen hamallardan pek farkları olmadığı gerçeği sırıtıverir, bunların görüntüsünde.

Üstelik bunların konumlarını kendi çıkarları için kullananlar, onların ışıksız yarı kör kalmalarından yararlananlar varsa… Bu nedenlerle çıkar amaçlı cinlik kokanların temel değerleri üzerine kurulmuşsa bunca denklemler.

Çaresiz kalırsınız, elinizden bir şey gelmez. Körlerin ve sağırların ışığa, sese duyarsızlığı işinizi, direncinizi hepten zorlaştırır.

Üstelik oldukça dar olan pasif dinleyicilerin kaplarını çal-çeneler çoktan doldurmuşlar; sizin vereceğinize yer kalmamış. Ne verseniz ya da vermek isteseniz boşa gideceğini anlamanın ezikliği, günlerce uykunuzu kaçırır.

Sonunda bildiklerinizi söylemenin bir yararı olmayacağını anlarsınız. Aslında bu hakkınızı kullanma olanağı da bulamazsınız. Beklediğiniz ortamı bulamamanın burukluğu, içinizdeki birikimi boşaltamamanın ezikliğiyle oradan uzaklaşırsınız.

Böyle bir toplumda düşünen üreten insanın işi oldukça zor değil mi? Ancak bu insanları suçlamamaya da hakkımız olmadığını düşünüyorum. Çünkü onlara hakları olan çağdaş bir eğitimi hâlâ veremiyoruz.

Düşünen, irdeleyen geniş ufuklu insan tipine çok gereksinimimiz var. Onları ve toplumu bundan yoksun bırakmanın vebali, elbette eğitim sisteminde ve bu sistemi çağdaşlaştıramayan sorumlulardadır, demek geçiyor içimden.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar