GURBET-GURBETÇİLİK ALGIMIZDAKİ DEĞİŞİM
Reklam
Mustafa Okumuş

Mustafa Okumuş

GURBET-GURBETÇİLİK ALGIMIZDAKİ DEĞİŞİM

09 Ocak 2018 - 10:08

“Gözden uzak olan gönülden de ırak olur.” “Göz gördüğüne gönül sevdiğine akar.” demiş atalar. Bu sözlerle gurbetçiliğe gönderme yapıldığı düşünülebilir. Ayrıca halk ağzında “Oğul dediğin dizinin dibinde, kız dediğin el kapısında gerek” deyişlerine de yabancı değiliz. Geleneksel töre, oğlanı gurbetten, ayrılıktan, sakınırken kız için aynı duyarlılığı göstermiyor. Kız için gurbeti doğal karşılayan töre, çok kuşaklı aileyi hep öne çıkarmıştır. Bu yaklaşım eğitimli çağdaş kesimlerde işlerliğini yitirmiş olsa da hala kırsal kesimde yaşatılıyor.

Kuşkusuz bu görüş açısı çok kuşaklı ailenin önemini vurgulamaktadır. Burada aile bireylerinin iyi günde, kötü günde bir arada olmalarını dayanışıp, bölüşerek yaşamalarını öne çıkarıyor. Tarım toplumu iken bu dilek çok iyi gerçekleşmiştir. Üç kuşağın (dede-nine, baba-anne ve torunlar) aynı mekânı, aynı sofrayı paylaştıklarını biliyoruz. Ancak sanayi toplumuna geçildikçe bu tip aileler azalmaktadır. Belki de ileride nostaljik özlemler arasına bir yenisi daha girecektir.

Günümüzde ekonomik koşullar çok kuşaklı aileyi oldukça etkilemiş gözüküyor. “Karnın nerde doyarsa, orası vatandır” söylemine pek yabancı değiliz. Bu söylemin gerçeğinde-geçerliliğinde ülke içi, ülke dışı göçler başlamıştır. Gurbetin ekmek kapısı-gurbetçiliğin bir meslek olarak algılandığı bir süreçten geçiyoruz. Bu nedenle çok kuşaklı aile yapısının giderek yerini çekirdek aileye bıraktığını gözlüyoruz.

Artık her aile için öyle veya böyle gurbet sorunu kaçınılmaz bir olgudur. Böylece aile bireylerinin bir bölümünün gözden ırak olması, gönülden de ırak olmasını gerektirir mi bilemem. Ancak bu günkü gurbet olgusunun eskisi gibi fazlaca bir riski yoktur. Aksine hayli kazanımları vardır. Çağımızda dünyamızın oldukça küçüldüğünü, refah seviyesinin arttığını, daha çok tüketmek için daha çok çalışmak, üretmek gerektiğini düşürsek atasözündeki gurbet algısının geçerliliğinin kalmadığını anlarız.

Bu bağlamda insanın fizik gözünden çok gönül gözünün öne çıkması gerektiğini düşünüyorum. Gönül gözü ırak yakın tanımaz. Onun için ıraklık-yakınlık kavramı yoktur bence. O, denizaşırı da ülke aşırı da görür. Sanırım önemli olması gereken de bu olmalı.

Kaldı ki iletişim-ulaşım teknolojisi çok gelişti. Fizik gözü içinde gurbet kavramı bitti sayılır. Buna bir de kulak gözü eklenince uzaklıklar için iletişim aracı olan mektup önemini hepten yitirdi. Nerdeyse insanlar mektup yazma alışkanlığını unuttular bile.

Gurbet kavramı, acısı ve korkusuyla geçmişe gömüldü. O günlerde Anadolu insanı için gurbetin sevimsizliği yabana atılmazdı elbette. Asırlarca süren düzensiz askerlik, daha da kötüsü çileli ve güvensiz yolculuk dönemlerinde gurbete çıkmak büyük bir riskti. “Gidip de gelmemek, gelip de görmemek var” helalleşmesi oldukça trajik bir vedalaşmaydı. Öyle ya gurbete çıkmak kolay değildi, ucunda can pazarı vardı.

Ancak bunlar eskilerde kaldı. O kalanlar ki: Ağıtlar, destanlar, türküler, şarkılar ve epik hikâyelerle Anadolu folklor ve anonimlerine malzeme oldu, günümüze kadar geldi. Gurbetin kâbusa döndüğü dönemlerin buruk anılarıdır onlar şimdi.

“Burası Huş’tur, yolu yokuştur / Giden gelmiyor, acep ne iştir (…)” anonimiyle ya da “(…) Ey Maraşlı Şeyh Oğlu evliyalar adağı / Bahtına lânet olsun aşmadınsa bu dağı (…)” Faruk Nafiz Çamlıbel’in bu dizelerinde gurbet, sıla, hasret, ölüm iç içe geçmiş acıları algılatıyor bize.

Gurbet biraz da yalnızlığı çağrıştırmaz mı? Kemâlettin Kamu: “Ben gurbette değilim / Gurbet benim içimde (…)” derken, bu gerçeği ne güzel sunmuş bize bu dizelerinde. Gurbeti yalnız gurbette değil, sılada da gurbet yaşayan insanlar yok mu? Bu gibilerin gurbeti kendi içlerinde, kendi yalnızlıklarındadır bence.

Günümüzde gurbet ekmek kapısı ve gurbetçilik bir meslek oldu sanki. İçerde, dışarıda milyonlarca gurbetçi sanayinin, ekonominin en önde gelen itici gücüdür. Gurbetçilik bir meslek olalı, gurbetin yüzü ışıldadı, cebi bereketlendi. Kim kime göre gurbette, bunun ayırımını yapmanın bile gereği kalmadı. İletişim araçları uzağı yakın eyledi. Telefon, cep, faks, radyo, televizyon hatta internet uzaklık kavramını kaldırdı ortadan. Gelişmiş ülkelerde telefona eklenen bir ekranda konuşmacılar birbirini görme olanağına bile sahipler. Artık aile bireylerinin, dostlarının nerede olduğu bir sorun yaratmıyor.

Kaldı ki özlem gidermenin tek seçeneği birliktelik de değildir bence. Önemli olan gönül gözüdür. Onu incelikli, sevecen, diri tuttuğumuz ölçüde yakınlarımızla, dostlarımızla aramızdaki mesafe kalkar.

Asıl gurbet gönül gözünün körlüğünde başlar. O körlük yalnızlık, paylaşımsızlık, iletişimsizlik ve mutsuzluktur, elbette. Bir arada olup da bu körlüğü yaşayanlar az değildir. Gurbet bunlar için olmalı diye düşünüyorum.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar