İNSAN VE HAYVANLAR
Reklam
Mustafa Okumuş

Mustafa Okumuş

İNSAN VE HAYVANLAR

27 Ekim 2017 - 09:56

        Toplumsallıkla bağdaştıramadığım insanlar arası ilişkilere ya da olgulara baktığımda kötümserliğim azar. Doğru olduğuna inanmasam da şu hayvanlar bizden daha mı toplumsal, bizden daha mı mutlular yoksa?  Hayıflanması düğümlenir, beynime… 

        Belgeselleri kaçırmam, ilgiyle izlerim. Hele de hayvanlar âlemiyle ilgiliyse, ekrana kilitlenirim. Ekosistemin, ekolojinin kendilerine tanıdığı hakları ne de dürüstçe kullandıkları dikkatimi çeker. İlgi alanım beni oldukça derin düşüncelere götürür. Yorumlar yaparım kendimce. Hayvan diye onları aşağılayan şu insanlar, dönüp de bir kendilerine baksalar, kendilerini sorgulasalar hayvanları aşağılamadan utanç duyarlar mıydı bilemem.?

         Ne zararları var şu hayvanların insanlara? Aksine birçok hayvan ve organizma türü insan yaşamının olmazsa olmazı değil mi?  Onlara verdiğimiz zararların yanında onlardan gördüğümüz olumsuzluklar çok daha masum kalır değil mi? Hatta onları zararlı tepkilere biz kışkırtırız. Bu nedenle çoğu zaman bizden kendilerini korumak için savunmaya geçerler değil mi? Bizden korkmadıkları sürece yaklaşırlar, çok vefalı dostluklar bile kurarlar. Şu kedilere bakınız! Bizim mekânımızı paylaşırlar. Çocuklarımızın oyun amaçlı onca eziyetlerine katlanırlar. Bazen canları çok acır, çocuğa hafiften bir pençe atar. “Vay seni nankör kedi!” Oluverir, bizce…

         Oysa biz insanlar egomuzun güdümüne girerek onlara tarih boyu çok büyük zararlar vermişiz. Hatta birçok türün yok olmasının suçlusu şu böbürlenen biz insanlar değil miyiz? Hayvanların, milyonlarca börtü-böceğin, yine bir o kadar organizmanın doğal dengenin unsurları olduklarını göz ardı eden, biz insanlar değil miyiz? Doğayı oluşturan ekosistem ve ekolojik dengeleri bozarak kendimize kötülük ettiğimizin bilincinde değiliz, diyebilir miyiz? Nasıl deriz ki? İnsan akıllı bir varlıktır. Ne yazık ki aklının önüne çıkarını aldığında bir hayvandan daha geriye düştüğünü de üzülerek ifade etmek zorundayız. Yaşadığımız doğanın dengelerini bozarak kendi egomuzu arsızca, aymazca beslemeye devam ediyoruz, ne yazık ki!..

 

  7         Kent koltuklarında yer alan barajları, bir doğa zenginliği, bir enerji kaynağı, bir ekonomik değerli beslenme havzası, bir o kadar turistik ve estetik değerler kompleksi olarak algılayabiliyor muyuz? Nerede o günler? Sanayi atıklarıyla hâlâ bu suları zehirlemeye, ekolojiyi katletmeye devam ediyoruz. İnsanımız burnunun dibindeki bu doğal zenginlikten yararlanamıyor. Yüksekten bakıldığında İstanbul boğazını andıran bu tabiat harikası Sır Barajı’nın sahilleri sahipsiz, bakımsız, parksızdır. Kilometrelerce uzayan mavi sular üzerinde bir tek tekne bile göremezsiniz.    

         Oysa Yüce Yaradan tüm nimetleri cömertçe insanoğlunun yararına sunarken “İsraf etmeyiniz! Dememiş miydi?” Böylece onlarsız yaşamın zora gireceği uyarısında bulunmamış mıydı? Ne yazık ki hayvanlar kadar bile yetinmesini bilemiyoruz. Hayvanlar bile açlıklarını giderdiklerinde en yakınındaki avına dokunmuyor; ta ki yeniden açlık hissedinceye kadar… Ya insanoğlu böyle mi? İhtirasını besleyen egonun güdümünden kurtulamıyor, bir türlü. Sahi şu insanoğlu için “açgözlülüğünü bir avuç toprak doyurur, İnşallah!” Diyenler de hemcinsleri (insanlar) değil mi?

          Onca geliştirdiği etik, inanç ve yasal değerleri bile-bile çiğneyen insanoğlu değil mi? Başkalarının açlığı üzerinden tokluk, başkalarının yoksulluğu üzerinden varsıl olup ense şişirenler, her türlü insani ve toplumsal değerleri yok sayarak, “ kör olsun, topal olsun “ çocuklarına servet toplayanlar, Karun ruhlu, Nemrut özentililer arasından çıkmıyor mu?

         Şu hayvanlara bakınız! Beslenme, avlanma alanlarını koloniler halinde kullanırken hayvanca paylaşıyorlar… İnsanlarınsa, insanca paylaşamamaları bizi düşündürmüyor mu?

         Ah şu böbürlenen insanoğlu! Vicdanını, nefsine ipoteklerken sıradan bir hayvandan bile geri düştüğünü ne zaman fark edecektir. Yüce Yaradan’ın ayrıcalıklarla donattığı insanoğlu, nimeti ölçüsüzce kullanırken, külfetine, sorumluluklarına neden sahip çıkmaz? Ah şu ego, vicdan terazisinin ibresini hep kendinden yana saptırır durur, değil mi? Bu konuda insancıl bir özeleştiriye neden yanaşmıyoruz? Sonucunu neden kabullenemiyoruz?.. İşte sıkıntı bu aymazlıkta düğümleniyor, bence…

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar