İYİLİK YAPMANIN DA BİR BEDELİ VAR
Reklam
Mustafa Okumuş

Mustafa Okumuş

İYİLİK YAPMANIN DA BİR BEDELİ VAR

20 Şubat 2018 - 09:38

 Etik değerlerimizde iyiliğin, güzel ahlakın temeli olduğunu, inancımızınsa onu kutsadığını çok iyi biliriz. İyilikten ne anladığımız da pek farklı değildir. İyiliğin karşılık beklenilmeden yapılan yardım, kayra, lütuf, kerem, ihsan ve inayet olduğunda da birleşiriz. Söylemden yana iyilik yapmanın yararına da inanırız.

Ne var ki bu güzel erdemi tam anlamı ile yaşama geçirdiğimizi söyleyemeyiz. Ne zaman iyilik damarlarımız kabarsa aklın, mantığın bizi bu konuda yönlendirmesi etik değerlerimizin, inancımızın özendirmesi söz konusu olsa bencilliğimiz, tamahlığımız özverimizin önünü keser. Ben, gayrın yararına özverimizi baskı altına alır.

Oysa, iyiliğin nedenli insancıl bir davranış olduğunu her fırsatta söyler, başkalarını da bu konuya özendirmeye çalışırız. Kendimize gelince, söylemimiz ile eylemimizin çeliştiğini görmemezlikten geliriz. “Hocanın dediğini tut, yaptığına bakma” dercesine tutarsızlığımızı gözden saklamaya çalışırız.

İyi insan, iyi müslüman; gayrın yararına kendi nefsinden nedenli özveride bulunuyorsa, o denli bu sıfatı taşıma hakkına sahiptir. İnsanın bencili iyilik yapmakta zorlanır. Sanki kefenin cebi varmış gibi olanaklarını başkaları ile paylaşmaya yanaşmaz. Bu da onu iyilik yapmanın hazzından, mutluluğundan alıkoyar. Ne kötü değil mi?

Ama bir de konuyu başka açıdan irdelediğimizde, toplumsallıkta bireyselliğimiz, nemelazımcılığımız, acımasızlığımız ve hukuki boşluklar çoğu zaman vicdanımızın önünü tıkar, iyilik yapmaktan yana bizi duyarsızlaştırır. Sözgelimi: Kavga eden iki kişiyi ayırmak için aralarına girseniz, taraflar hepten dayılaşır. Siz de ara dayağı yer hastanelik olursunuz. Bu kadarla kalsa iyi de işin ucunda kör yola, pisipisine ölmek de var. Yolda bir yaralı görüp hastaneye ulaştırsanız, karşınızda polisi, jandarmayı bulur saatlerce ifade vermek zorunda bırakılırsınız. Arkadan mahkemede tanıklık yapmanız da cabası. Bu kadarı iyi de olay eteğinize çıkınlanıp hapse düşmenizde olasıdır.

   İki kişinin arasını bulmak isteseniz ya da istense, doğruya doğru, eğriye eğri deseniz, ne camiye ne de kiliseye yaranamazsınız. Ataların dediği türden  “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış.” İyilik yapanı özendireceğimiz yerde onu canından bezdirmemiz, onca riske sokmamız doğru mu? Bütün bu olumsuzluk o güzel insanları iyilik yapmaktan soğutmaz mı?

Köşe başındaki (Gerçekten yardıma muhtaç olup olmadığına karar veremediğiniz) dilenci vicdanınızı rahatsız eder. Yardım etseniz bile içinizi bir kurt kemirir, ya yerini bulmadıysa tedirginliğini yaşarsınız.

Bir zamanlar TV’de ilginç bir program izlemiştim. Görüntüde bir köy vardı, halkıyla. Evlerin önünde traktörler, çevrede bahçeler, bağlar ve de bakımlı evler. İnsanlar da sağlıklı gözüküyordu. Çeşitli soruların yanıtları verilirken bir ara program yapıcısı:

   -Her şey iyi de anlayamadığım bir sorun var. Genelde yaşlı ve orta yaşlı erkeklerde el, ayak ve gözlerdeki sakatlıklar dikkatimi çekti. Bunun nedenini açıklar mısınız?

Yaşlı adam:

  -Efendi! Bizim buralarda kışlar ağır geçer, iş-güç olmaz. Kadınların, çocukların ve çobanların dışında köyde olgun yaşta erkek kalmaz. Dört bir yana dağılır, dileniriz. Sağlam adama sadaka verecek değiller ya... O nedenle gördüğünüz sakatlıkları biz yapıyoruz. Dilencilik bizim burada ikinci mesleğimizdir. Allah bereket versin, ikinci mesleğimizden daha çok kazanıyoruz.

Adam mesleğini öylesine benimsemişti ki son derece doğal ve rahattı konuşurken. Dilenciliğin bir meslek olduğunu ilk kez bu kişiden duymuştum. Hâlâ bunun bir meslek olduğuna inanmış değilim. Üretmeden para kazanan bir meslek olur mu hiç?

Bu görüntüden sonra nerede sakat bir dilenci görsem, o köyün halkı gelir aklıma, sadaka vermekte zorlanırım, versem de içimdeki kuşkuyu yenemem bir türlü. Oysa diğer yanda gerçekten muhtaç oldukları halde onurları el açmalarına engel olan insanlar da vardır.

Bütün bu olumsuzluklar karşısında bile iyilik yapmaya devam etmek insan olmanın, insanca yaşamanın temel gereğidir diye düşünüyorum. Çünkü bizi iyilik yapmaya yönlendiren etik değerlerimiz ve inançlarımızdır. İki yönlü huzura,  erince kavuşmak, insan olmanın ayrıcalığına şükretmek gerekir değil mi?

İyilik ve yardım etmekten doğan vicdan huzurunu yakalayanlara ne mutlu demekten kendimi alamıyorum.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar