BAKLA
Reklam
Mustafa Topaloğlu

Mustafa Topaloğlu

BAKLA

Baklagillere adını veren bir yem bitkisidir bakla. Ailenin diğer üyeleri: Fasulye, nohut, mercimek, bezelye, börülce… Bakla proteince çok zengindir. Yem bitkisidir ama yemeği de yapılır. İnsan için yemek olur. Hem taze olarak hem de kurusundan ağızlara layık yemekler yapılır. Bilen bilir bunu. Herkes bilmez bakla yemeği yapmayı. Hatta horlanır bakla. “Eşşek paklası” diye yerilir bizim Oğulcuk’ta. Öyle ekimini, dikimini yapan yoktur. Bir Mehmet kardeşim eker, bir de ben. Geçen baharda tohumunu ben kardeşim Mehmet’ten almıştım. 
Oysa baklanın ne çok faydası var. Bazılarını yazayım: Kötü kolestrolü düşürür. Böbrek taşlarını döker. Kabızlığa birebirdir. Kemikleri güçlendirir. İştah açıcıdır. Diyete “niyet” edenler için doyurucu ve besleyici bir gıdadır bakla.
Bizim Oğulcuk’ta baklaya “pakla” derler. Pakla’daki “k” sesini de hırlak “h” gibi söylemek lazım sözcüğü tam seslendirmek için. “Pakla” derken kastedilen “fasulye”dir efendim. Fasulye pek bilinmez. Fasulyenin kurusuna ”Ağpakla (Ak bakla)” , tazesine, yeşiline “Göoğpakla (Gök bakla) denir. Bu birleşikteki “Göoğ” sözcüğü olgunlaşmamış, taze anlamına geliyor.
Tekraren yazayım. Buradaki “bakla” bildiğimiz bakla değildir. “Fasulye”dir. 
Şimdi diyeceksiniz ki: “Bakla Oğulcuk’ta pek bilinmez. Ekimini, dikimini yapan yoktur, dedin. Sonra fasulyeyi baklanın tahtına oturttun.” Haklısınız. Fasulye bizim Oğulcuklu’ya biraz sosyetik mi geliyor ne? Çok kullanılmıyor. Pakla (bakla)nın söyleyiş kolaylığı var. Daha sıcak. Daha samimi… 
Bu izahatın ardından iki fasulyeli türkülerden bahis açayım. Bir Burdur türküsü:
.
“Ak fasulye oldu mu
Selelere doldu mu
Gönderdiğim çoraplar
Ayağına oldu mu
.
Ak fasulye soyulmaz
Gökte yıldız sayılmaz
Dirmil’den yâr sevenin
Hiç kolları yorulmaz”
.
Bu bir oyun havasıdır. Şıkırdaktır, fıkırdaktır. Bir de:
“Aman bu fasulye yedi buçuk liraya
Hem kaynasın, hem oynasın” var diyeceğim de söz uzayacak. Arzu eden baksın be canım. Biz tekrar fasulyeden “pakla”ye geçelim.
.
Ben daha küçükken adını aldığım cennet mekan dedemin yanında kalırmışım. Dedem anama “Hacca!” derdi. Adı Hatice anamın. Ben de dedemden öğrendiğimi dermişim anama “Hacca!” Gülüşürlermiş. Ben pek ayrımında değilim.
Sabah erkenden kalkar gidermişim dedemin odasına. Geç vakte kadar gelmezmişim. Anam da rahat edermiş. Başında daha benim gibi dört beş sofra gediği daha var.
Dedem beni çok severdi. Bir de bacım Ayşe’yi… Sebebine gelince ben adını taşıyorum. Ayşe de dedemin ilk eşi Ayşe’nin adını almış. Bize özel ilgisi bu yüzdendi dedemin.
Dedemin odası avlunun doğusunda yukarı doğru hafif bayırın yüzündeydi. Sanki iki katlı gibi yüksekti aşağıdan, avludan bakınca. 
Anam zaman zaman pişirdiği yemeklerden alır getirirdi. Pişirdiği de bulgur çorbası, düğurcük çorbası, un çorbası, mantı, pilav, kumpür aşı vee ağpakla. Veya göoğpakla… Ben de küçüklükten beri çok severim fasülye yemeğini. Taze fasulye, kuru fasulye…Fark etmez. Aynı kefeye koyarım.
Anam anlatırdı. Zaman zaman dedemin odasında pencereye çıkarmışım. Demir parmaklıklara tutunur bağırırmışım aşağıya:
-Haccaa! Ağbalak mı bişirdin göoğ balak mı bişirdin? Acıkdık hadi gayri…
Bak bak bak…Baklayı “balak” yapmışım. Olmuş ak bakla “ağbalak”. Göoğ bakla da “göoğbalak”laşmış.
Hey gidi günler. Cennet mekan anam anlatır anlatır gülerdi.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar