ÖĞRETMEN BENİSA -4
Reklam
  • Bumerang - Yazarkafe
Mustafa Topaloğlu

Mustafa Topaloğlu

ÖĞRETMEN BENİSA -4

09 Nisan 2018 - 09:40

Dördüncü kitap “Öğretmen Benisa Yurtdışında”. Kitap Prof.Dr.Tamilla Abbashanlı’nın “Muhabbetim Bölünmedi” başlıklı değerlendirmesiyle başlamış. Diyor ki Abbashanlı: “Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu romanını okuyunca dedim ki, bundan sonra hiçbir eseri bu kadar sevmem. Sonra Şarlotto Bronte’nin Cen Eyr eserini okudum, aynı şey…Sonra Öğretmen Benisa’yı okudum. Aynı şeyi söyledim… Muhabbetim bölünmedi. Daha da arttı.”

Huriye Saraç’ın eserini müzik gibi cana ve ruha yakın buluyor Abbashanlı. “Eserin dili sade, aydın, sürükleyici ve okunaklıdır.” diyor. Bunun sebebi anlatılanlar kurgusal değil. Hepsi yaşanmış. İçten ve akıcı… Abbashanlı’nın Huriye Saraç’la ilgili şu değerlendirmesini de almalıyım: “O tarih kadındır, tarih olan kadındır, ayak üste gezen tarihtir… Bu mucize kadın sabahları güneşten önce kalkıyor, güneş onu değil, o güneşi selamlıyor.”

Öğretmen Benisa Belçika’ya gidecektir. Selizli eski öğrencisi Zeki, Belçika’da işçidir ve Belçika’ya turist işçi götürmektedir. Zeki’nin çağrısıyla turist olarak 8 Şubat 1972’de gider. Giderken “Gurbet içimde daha da büyüyüp bulanırsa, bir bulanık su gibi dibini göstermezse?” kaygısını taşımaktadır.

(Burada 3. Kitabın Almanya veya Belçika ara bölüm başlığı sayfa 379 ve 380.sayfalarda anlatılanlar 4. Kitabın 4,5,6.sayfalarında yinelenmiş. Tekrara düşülmüş.)

Belçika’ya gider Benisa. Tam 7 yıl işçi olarak çalışır. Tosun Bey çok kızar. Bir izinde babasını yoklamak ister. Çok sert tepkir Tosun Bey: ” Gavura gitmeye utanmadın mı? Seni…. gavurların bokunu paklasın diye mi okuttum? Yazıklar olsun sana! Atatürk’ün öğretmeni değilmişsin. Cehennem ol! Görünme gözüme!”

Muzaffer’i de alır yanına Benisa. 1979’da oğlu Muzaffer’in teşvik ve gayretiyle Hollanda’da Türk çocuklarının eğitiminde öğretmenlik görevine döner. Altı yıllık hizmetten sonra 1985’te Hollanda’da öğretmen olarak emekli olur.

Döner gelir baba evine. Babası ve analığı çok yaşlanmışlar. Kendi işlerini yapamayacak derecede. Yıllar yaşlarını götürürken bedenlerine de acımamış. Onlara hizmet eder. Baba evinde yorulunmaz. Evladın güvencesidir baba evi. Babası ağır hastadır. Ziyarete gelenler “Sabır selamet ola!”deyip gitmektedir. Ve Tosun Bey Benisa’nın kucağında son nefesini verir.

Benisa babasını şu sözlerle yolcu eder: “Babacığım anamıza özlemimizi, hasretliğimizi söyle. Orda da aramıza üvey analar girmesin.”

Dördüncü kitap da okuyucu mektupları ve fotoğraflarla tamamlanmış.

Öğretmen Benisa’nın geniş özeti böyle. Aslında özetin özeti… Aldığım notlara baktım. Daha çok şey var yazacak.

Öğretmen Benisa’nın dili kuş dili. Yaralı ceylanın feryadı. Yavrusunu bağrına basmış bir ananın yaşam kavgası. Şiir gibi bir anlatım. Hatta “gibi”si fazla. Öğretmen Benisa bir şiir…

Öyle güçlü, özgün betimlemeler var ki. Birkaç örnek vereyim: Çektiği kulak sancısını şöyle betimliyor (Durum tasviri). “Dayanamıyorum. Yerde alıp gökte satıyorum.” Kafa karışıklığı “Kafamın içi demirci dükkanı gibi tan tun…Tan tun…” Bir baharatçının betimi (Kişi tasviri) “Yarısı aklaşmış top sakallı, başı beyaz takkeli, yuvarlak, tespih böceği gibi bir adam.” Labbasan Sinan (Kişi tasviri) “Babamın öz oğlu gibidir. Ayakları büyük olduğundan lap lap basar. Ondan Labbasan Sinan denir.” Tarlakuşu (Hayvan tasviri) “Bir tarlakuşu gittikçe aydınlanan gökte yükseldi, yukarda boz yumak olup asılı kaldı bir süre. Doğa ayaklanıyordu. Benim kuşlarım da gelmeye başladılar birer birer.”

Olay tasvirine Kandilci’nin eşeği ölünce yaşadıklarını yazsam çok uzar. Siz bunu kitaptan okumalısınız. Kandilci’nin ölen eşeğinin başında: “Gittiii! Gitti mor oğlum geliiin!” diye ağlaması yürekleri dağlıyor.

Ayvacık’ta bahar (Doğa tasviri) “Köyün ilkbaharı bir başkaydı. Tozsuz topraksız, Ege Denizi’nden yeni çıkarılmış gümüş gibi bir bahardı. Yeni açmakta olan ağaçların taze yapraklarına (çiçeklerine) baca dumanı gibi sıvanıyordu kış uykusundan uyanan böcekler, arılar, kuşlar. Bir yıl önceki yuvalarına dönen leylekler, Gediz’in kıyısından solucan topluyor, bağ baçelerde geziniyordu uzun bacaklarıyla. Yılanlar, karıncalar kayaların dibinden, deliğinden çıkıyor, sarmaşıklara, arapsaçına (dere otuna benzer) dolanıyorlardı.”

“Poyrazın hafifinden esen serin bir yel bedenleri, yüzümüzü, gözümüzü okşar gibiydi. Gediz’in kıyısındaki söğütler, nazlı nazlı ırgalanıyordu. Ağaçlar pembe, beyaz çiçeğe sıvanmış, bağlar yapraklanmıştı. Yel hızını tazeledikçe kavaklar bir sağa, bir sola eğiliyordu.”

Halk ağzı sözlerden örnekler: “Evimin direği, kilidi küreği. Bereketli işli- aşlı. Eli boş, gönlü hoş. Şeytan arabası. Kır atı çullu da bilirler, çulsuz da. Balık denizdeyken tutulur. Anan turp baban şalgam, nerden oldun gülbeşeker? Zulmün binası olmaz. Öfkede akıl olmaz. Ekim, bir elin ılık; bir elin soğuk. Hayır mı, şer mi? Hak var, hayırlısı var. Tanrı’nın verdiği ödünç can. Goc’adam. Gocagarı. Neşeli bir Türkmen türküsü gibi dolaşmak…”

İki tekrar daha gördüm. İkinci kitapta sayfa 479’daki “Yaz Tatili” 3. Cildin 24. Sayfasında yinelenmiş. Yine Tamay Açıkel’in 3. Ciltte bir gazetede yayınlanan yazısı 4. Ciltte okur mektupları bölümünde aynen kullanılmış. Zaten bu değerlendirme ilk iki cildi kapsıyor.Ben hatırlatayım da. Bu aksaklıklar yeni baskılarda giderilmelidir.

Öğretmen Benisa, mutlaka okunması gereken bir kitap. Mahmut Makal, Fakir Baykurt, Talip Apaydın, Mehmet Başaran gibi bir Köy Enstitülü yazar Huriye Saraç. Köy Enstitülü yazarlar kuşağının önemli bir halkası. Bir “Ulu Çınar”... Kendisini sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar