EMANET BİLİNCİ VE ONA SAHİP ÇIKMA
Reklam
Mustafa YÜZBAŞIOĞLU

Mustafa YÜZBAŞIOĞLU

EMANET BİLİNCİ VE ONA SAHİP ÇIKMA

12 Kasım 2017 - 11:53

“İman" ve “emanet" kelimelerinin aynı kökten gelmekte oluşu bile emanet konusunun din nazarında önemli bir yeri olduğunun işaretidir.

"Ey iman edenler! Allah ve peygamberlerine hainlik etmeyin.

Bile bile aranızdaki emanetlere de hainlik etmeyin."

Emanet kelimesi bize iki temel anlam çağrıştırıyor: Güvenmek ve güvenilir olmak.

Birincisi ihtiyaçtır, diğeri ise bir erdem.

Güvenme ihtiyacını her zaman taşırız da, güvenilir olmak erdemi için aynı şeyi söyleyebilirmiyiz? Kendimizi yoklayalım, biraz ince düşünelim; emanet duygusunu göz ardı ettiğimiz, bize güvenenleri yanılttığımız "irili ufaklı" nice "olay"la karşılaşacağız.

Emanet konusunda “küçük kaçamak"lar yaparken düşünmeyiz ki, bu nitelik yoksa ihanet vardır ve güvenilir olmayan insan “hain"dir.

Oysa hainliği "vatana ihanet" sınırlarına hapsetmiş bir anlayış hâkimdir sanki bize.

İhanetin diğer alanları unutulmuş, normalleşmiştir âdeta.

Söz gelimi, aile yuvası eşlerin birbirine sadık kalacağı ön kabulü üzerine kurulur.

İşler değişip taraflardan biri "yan çizince "ortaya çıkan durum düpedüz ihanettir.

Ancak bakın, nasıl da "aldatma" ve "birlikte olma" gibi nitelemelerle hafife alır olduk bu ağır ahlaki depremi.

Konuğuna "Eşini hiç aldattın mı?" sorusunu yönelten program sunucusunun rahatlığına bakınız.

Emanet deyince genelde aklımıza, koruması için birine geçici olarak bıraktığımız şey gelir.

Hukuk ağırlıklı bir yaklaşım söz konusudur bu bağlamda.

Emanetin bir de ahlaki boyutu var ve bunu "güvenilir olmak" temelinde ele almak mümkün. İfade edelim ki gündelik-hukuki anlamı ile emanet algısını besleyen kaynak da budur.

Bir kimseye koruması için bıraktığımız şeye "emanet" deyişimiz, onu teslim alanda var olduğunu kabul ettiğimiz güvenilir olma niteliği ile ilgilidir.

Gerçekten de emanet duygusu insanın yapısında vardır ve vicdan dediğimiz ruh dünyası olgusundan beslenir. O sebeple her normal insan kendisine güvenilmesini ve başkalarınada güvenebilmeyi ister. Bu iki yönlü talebin gerçekleşmesi halinde toplumsal organizasyon sağlam bir desteğe kavuşmuş olur. Bireylerin birbirlerini kabullenmeleri böyle bir düzlemde mümkün olur.

“İman" ve “emanet" kelimelerinin aynı kökten gelmekte oluşu bile emanet konusunun din nazarında önemli bir yeri olduğunun işaretidir.

"Ey iman edenler! Allah ve peygamberlerine hainlik etmeyin.

Bile bile aranızdaki emanetlere de hainlik etmeyin. ayetleri de bunu açıkça ortaya koyuyor.

İşte bunun içindir’ki emanet duygusunu yitirmek diğer bir ifade ile ihanet münafıklığın temel göstergeleri arasında sayılmıştır.

Evet, emanet niteliği öylesine önemlidir ki Müslüman, gördüğü hıyanete misli ile karışık verme yolu ile de olsa onu zedeleyecek bir davranış sergilememelidir.

İşte ilke: "Sana emanet bırakanın emanetini geri ver. Sana ihanet edene ihanet etme."

İnsan bir yandan emanet duygusunu yüceltirken diğer yandan onu çeşitli zaafların kurbanı kılabilmektedir.

Kur’an, insanın emanet konusunda yaşadığı genel zaaf haline şöyle dikkat çekiyor: "Şüphesiz, biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. (Ancak insan çok kere, yüklendiği bu emanete riayet etmemektedir.) Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir."(Ahzâb, 72.) Burada insanın yüklendiği ifade edilen“emanet" çeşitli şekillerde açıklana gelmiştir. Bu açıklamaların ortak peydasını,“akıl ve irade sahibi olmanın gerektirdiği sorumluluk olgusu" şeklinde çerçevelemek mümkündür.

İnsan, iyi ve kötü arasında seçim yapabilme yeteneğini olumlu yönde kullanmadığı zaman, hem kendisine hem de başkalarına, çevresi ne zulmetmiş olur.

Ayette insan türünün bu özelliğine dikkat çekilerek onun genelde emanete riayet konusunda vefasızlığa yatkın olduğuna işaret edilmektedir. Buradan hareketle diyebiliriz ki emanet duygusu yaratılıştan gelmekle beraber bütün ahlaki nitelikler gibi onun da zamanın olumsuz şartları içinde bastırılıp yok olabilmesi söz konusudur.

Hz. Peygamber bu yok oluşun, insan uykuda imiş gibi, farkında olmadan azar azar gerçekleştiğini haber vermektedir.(Buhari , Rikak,35.)İşte böyle bir düşüş yaşamamak için emanet duygusunun daima aktif tutulması gerekiyor. Bu noktada yapılması gereken şeylerden biri de uygun şartlar oluşturup insana güvenmektir. Güvenen kişi kendi içinde taşıdığı olumlu yapıyı güvendiği kimseye de yansıtır. Birine güvendiğinizi belli edin; ona, bu yolda büyük bir enerji aşılamış olacaksınız . "Güven büyük bir güçtür" diyor. Muhammed İkbal, "Birinin benim bir teorime güvendiğini görünce bu teorinin gerçekliğine olan güvenim sonsuz artmaktadır."

Aslında, koruması için birine bırakılan emanet belli bir maddi değer kadar emaneti bırakanın karşısındakine beslediği güven duygusunuda temsil eder.

Bu yüzden, emanete hıyanet eden kimse emanet sahibinin sadece malını zayi etmemiş, ona ruh dünyası planında da haksızlık etmiştir.

Bu yönü ile emanet duygusu kişinin dokunulmazları arasında önemli bir yer işgal eder. Emanet niteliği öylesine önemlidir ki, Müslüman gördüğü hıyanete misli ile karışık vermek yolu ile de olsa onu zedeleyecek bir davranış sergileyemez.

Şu hadisi şerif tam da bunu söylemiyor mu: "Sana emanet bırakanın emanetini geri ver. Sana ihanet edene ihan etme."

 

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar