SUSMAK, KONUŞMAK KADAR ÖNEMLİ
Reklam
Mustafa YÜZBAŞIOĞLU

Mustafa YÜZBAŞIOĞLU

SUSMAK, KONUŞMAK KADAR ÖNEMLİ

03 Şubat 2018 - 16:14

Susmak, konuşmaktır.

Susmak, derin bir sükût, uzun bir sükûttur.

 Zihnimizde bağırışlar çağırışlar, feryat figândır; orman yeri gibi her yer yangındır. Ama çaresiz kalır, her şeyi söyleyemezsiniz, susarsınız bazen. Sükût da bir konuşmaktır. Sessizce, kelimesiz, hecesiz, harfsiz konuşmaktır. Sükût, kar gibi beyaz, örter düşüncelerin üzerini. Alttan alta filizlenir, demlenir fikirler, düşünceler. Tohum gibi yeşermeye, boy vermeye yüz tutar.

Hatta kendi kendine sorar bazen insan:

“Çok mu konuştum? Haddimi mi aştım? Karşımdakini rahatsız mı ettim?” diye düşünür bile.

Konuşmanın bir ucu, susmakla başlar. Susan, kazanır bazen. Eskilerin tabiriyle: “Söz gümüşse, sükût altındır.” Oysa sözü altın olanın, sükûtu intihardır. Yerinde söz, yerinde sükût…

Sükût, az ya da çok hepimizin hayatını kuşatır.

Sükût, hayatı kuşatan bir çığ olur bazen. Sessiz duran bir kar yığınının hemen ardından, tepeleri kaplamış, her yeri kuşatmış o bembeyaz manzara arkasında, derin bir sükûtun ardından adeta bir çığ düşer, bir çığlık kopar bazen.

Susmak da bir konuşmak olur.

Vahyin muhatabı olur.

Siz sustuğunuzda mesajın yerine ulaşmadığını zannetmeyin sakın.

Susmak da bir konuşmaktır.

Hatta en tesirli bir konuşmaktır.

Kelimeler bazen anlaşmamızı zorlaştırıyor.

Cümleler hepten öyle.

Sükûtumuz, adam gibi bir sükûtsa, temeli vahye dayalı olan bir sükûtsa, ahlâkın en temizi, en yücesi ile kaplı bembeyaz bir iklimden geçen, içerisinde zerrece toz toprak olmayan, bırakın siyahı, griden beyaza varmayan her renge kadar, ne varsa hiç ama hiç olmayan tertemiz bir düşüncenin, ahlâkın, kalbî ve ruhî bir çırpınışın ifadesiyse eğer, böyle oluyor…

Kelimelere ihtiyaç kalmıyor.

Kelimelerin anlatamadığını, cümlelerin ifade edemediğini sükût anlatıyor.

Sükût konuşuyor. Susmak, konuşmak oluyor.

Bırakın o zaman, kelimelerin yerine haliniz konuşsun bazen.

Ama burada da bir incelik var. Susmaya, su-i zanna sebep olacak halleri de yüklememek gerek.

Orda da kişinin fikren ve niyeten epey bir arınması gerekiyor.

Yıkanması gerekiyor, demlenmesi gerekiyor ki; sükût, üzerindeki o güzellikleri, karşı tarafı yıpratıcı olmayan, onu besleyici olumlu duyguları ve mesajları da taşıyabilsin.

Susan, bazen kazanır, bazen kaybeder.

Durduğu yere bağlı, baktığı yere bağlı.

Susmanın kaynağına ne kadar temiz duruyorsa, o kadar kazanıyor.

Ne kadar karışık duygular içindeyse, o kadar da kaybediyor.

Çok konuşmak da, bazen kalbin hastalığı oluyor.

Birkaç gün önce susmak ve konuşmak arasında tereddütte kaldım.

Bazen yeri geldiğinde konuşmamak, insanı feci sarsıyor. 

Evet, melekler insanlardan susmasını değil, güzel sözler söyleyip konuşmasını bekliyor.

Mademki bizler yeryüzünde Allah’ın şahitleriyiz, eserlerinin dellâlıyız, öyleyse yerini, konumunu bilmeli, vakti geldiğinde, söylenecek sözü insan, en güzel şekilde söylemeli.

Bal küpünden sirke sızmaz.

İçimizdeki şefkat, sesimize yansır.

Konuşmak yaralayacaksa birini eğer, susmak evlâdır.

Hayatımız, imanımız kadardır. İmanımızdan nasibimiz de, onunla yaşadığımız ve amel ettiğimiz kadardır. İnandığı dâvâyı savunamayan insanın hayatta nasibi de, çok azdır.

Hayat, imanla güzel.

İman, inancını savunmakla, dâvâsını anlatmakla ve yaşamakla güzeldir.

Evet… Susmak; bırakın altını, gümüş bile olmuyor, değersiz bir madene dönüşüyor.

Susmak, öncesi ve sonrasıyla mukayese edilip de konuşmanın o en güzel iklimine girdiğinde eğer muhatabı yaralamıyorsa, o zaman konuşmak da bir altın oluyor işte.

Güzel tablolar vardır. Susarlar, ama her şeyi anlatırlar. Yıllar geçer. Siz döner, bakar, her defasında onlarda sanatkârının yeni bir ustalığını, yeni bir harikalığını keşfedersiniz.

Susmak da sanat ister, bilgi ister, maharet ister, mü’min bir kalp ister.

Susmak cehalet değildir. Susmak bilgi ister, iman ister, derinlik ister.

O zaman işte susmak; konuşmak olur.

Sustuğunu, konuştuğunu, baktığını, düşündüğünü, içinde bir şeylerin kımıldandığını söylemese de anlarsınız işte o zaman o insanın.

Mehmet Âkif’in o güzel ifadesiyle:

“Dili yok kalbimin. Ondan ne kadar bîzarım.” dediği gibi bir an olur işte o zaman.

Kalbinin, o bin cihetle kuşatamadığı kalbinin içindeki fikirleri, düşünceleri hangi kelime, hangi cümle tam ifade edebilir ki?

 Bu yüksek duygu seli ve coşkusu, susmaya götürüyorsa insanı, işte sükût o zaman altın olur.

Ama sözü altın olanın sükûtu da yeri geldiğinde konuşmasa, intihar...

Kalın Sağlıcakla…

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar