ÖĞRETMEN
Reklam
Niyazi KARA

Niyazi KARA

ÖĞRETMEN

Söze nereden başlayacağımı bilemiyorum. Yıllar içinde sistemli bir biçimde yürütülüyor sanki bütün yaşananlar. İlk aklıma gelen “Acı var mı acı!” döneminde bizzat sözün sahibinin yaptığı bir haberle başladı her şey. İstanbul’da bir okulda iki öğretmeni, kapısına dayanan muhabirle yerle bir eden sözün sahibi, kurulan kumpasın haberini bile vermedi. Olayın tamamen komplo olduğu bilgisi bir hafta içinde ortaya çıktı. Lakin, o bir hafta içinde, güya olayın takibini yapan haberler bütün öğretmen camiasını psikolojik olarak yerle bir etti. Ardından bunu gören –Allah rahmet etsin- Levent Kırca, “Olacak O Kadar” programında düşülen durumu mizahî olarak ele aldı. Güldük acınacak halimize. Bununla biter diye düşünüp yanıldığımızı her geçen senede içimiz acıyarak gördük, görüyoruz. 

Öğretmen, öğretmenlik vasıflarından ayrılarak sadece “memur” olmaya zorlandı. Kulakları çınlasın emekli  Nuri Hocam, “ Arkadaşlar öğretmenlik memurluk değildir, memur olduğunuz gün ya emekli olun ya da istifa edin,” demişti. Bizim kuşak mesleği, fakültenin yanı sıra bir önceki kuşaktan öğrenmiştik. Bir öğretmenin, sınıfta nasıl duracağından tutun da yeri geldiğinde burnu akan çocuğu kendi mendili ile silip cebine koyması gerektiğine kadar. Çocuk, öğrenci olmadan evvel evlattı, gelecekti, vatandı, milletti, insandı. Böyle öğrendik, bu bilinçle çalıştık.

Peki, şimdi gelinen noktaya bakar mısınız? Öğretmen, sınıfta öğrencisine karşı, toplantıda veliye karşı ve hatta kendi kurumuna karşı bütün tepkileri alınmış, sesine kimsenin kulak vermediği, sadece sayısal çokluktan ibaret bir kitle haline dönüştü. Yaşadığı bütün gurur öğrencisinin başarısından ibaret olan öğretmenin düşürüldüğü durum kabul edilir değildir. En kötüsü de, onu bir lider, örnek insan ve rol model olarak gören öğrencisinin elinde oyuncağa çevirme gayreti anlaşılır gibi değil.

Şimdi desem ki; hani bir harfin kırk yıl hatrı vardı, İstanbul’un fethinin manevi mimarı Akşemseddin Hoca’ydı ya da on sahabiye okuma yazma öğreten azat edilecekti.

İnsan ölür, lakin kimi kavramların korunması gerekir. Siz bugün, “Hocalık ya da öğretmenlik” kavramlarının itibarını korumadığınız sürece bindiğiniz dalı kesiyorsunuz demektir.

Bir değerlendirme ya da denetleme, işi yapandan bir adım daha yukarda olana verilir.

Nasıl açıklanır meslek ve işleyişi hakkında hiçbir eğitimi ve bilgisi olmayana değerlendirme hakkı tanımak? N’oldu, son hali ile “Maarif Müfettişliği” kurumunu kapattınız mı? Buyursun gelsinler, enine boyuna boyumuzun ölçüsünü alsınlar. Lakin, öğrenciye, veliye neyi nasıl anlatalım?

Son söz; 24 Kasımlar, devletimizin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK’e  “Başöğretmenlik” payesinin verilmesi ile anlam kazanır. Hepsi bir yana da bu sıfatı ne yapacağız?

Muhabbetle..

 

      

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar