Reklamı Geç
HANLAR
Reklam
Oğuz Paköz

Oğuz Paköz

HANLAR

11 Eylül 2017 - 10:09

1960 öncesi Çeltik Palas Oteli ve Safa Otelinin dışındageçici konaklama yeri olarak hanlar kullanılırdı. Çeltik Palas Oteli o günlerde kentin bir ucundaydı ve beton yapıydı. Çok havalı bir oteldi o günlerde. Safa Oteli ise ahşap güzel bir yapı idi. 1980’li yılların sonuna değin otel olarak iş gördü. Sonra yıkıp yerine beton bir yapı diktiler. Alışveriş merkezlerine çok yakın olmasına karşın istenilen değeri bulamadı. O eski cana yakın tüm yapılarda olduğu gibi o güzelim yapı yok oldu gitti. Birkaç tane otel daha vardı az yataklı küçük küçük. Bunlardan başka çok sayıda han vardı. Taşhan, Tuz Hanı, Katip Hanı, Cumhuriyet Hanı gibi. Bir de sahiplerinin adı ile anılan hanlar vardı, Yasin’in Hanı gibi. Hanlarda girişte hayvanların da alıkonacağı ahırlar vardı. Bu bakımdan hayvanları ile birlikte konaklayacakların yeğleyecekleri bir yerdi. Hanlar otellerden daha ucuza gelirdi. Hanların birçoğunda nalbant da bulunurdu. Bir kısmında demirci, berber gibi dükkanlar da vardı. Daha önce de belirtmiştik. Kurtuluş Bayramını kutlamamız aylarca sürerdi. O günlerde oteller, hanlar, tanış evleri kırsaldan gelenler için yetmez, önemli bir sayıda konuk hamamda gecelerdi.

DON YIKAMAK

Maraşlı genelde haftada bir kez çamaşır yıkardı. Bu çoğunlukla çarşamba günü olurdu. Don yıkamak denirdi buna. Temizleyici olarak çamaşır sodası, küllü su ve sabun kullanılırdı. Sonraları çivit de kullanılmaya başlandı. Ben çividi daha çok duvarların badanalanmasında kireç suyuna karıştırıldığını görünce öğrendim. Duvarları tatlı bir maviyle süslerdi. Çamaşırda ise yıkanan beyaz giysilerin sararmış görüntüsünü beyazlatırdı. Çivit renkli kumaşların rengine zarar vermeden bu işi yapardı, temizlikte pek de etkili değildi. Çamaşır yıkamada imece olmazdı. Buna karşılık komşulardan yıkamak için gömlek, mendil istemek bir gelenekti. Çamaşır genelde üç su yıkanırdı. Yani bir çamaşır üç kez ayrı sularda yıkanırdı. Çamaşırda en son çul, kilim, çuval gibi kalın ve kaba dokumalı pırtılar yıkanırdı. Daha doğrusu bu kalın dokumalar önceden sabunlu, sodalı, küllü suda bekletilir sora da tokaçlanırdı. Durulama da soğuk su altında yine tokaçla yapılırdı. Sıcak su için büyük kazanlarda (don kazanlarında) su kaynatılırdı. Don yıkayan kadınlar özel şalvar giyerlerdi. Bunun adı “donyumaklığı” idi. Küllü su için yere gömülmüş küpün içine günler öncesinden kül ve su konur, ara sıra da karıştırılırdı. Çam külü  genelde beğenilmezdi. En nitelikli kül suyu meşe külünden

OĞUZ PAKÖZ

126 elde edilirdi. Meşe külünün durultulmuş suyu ile yıkanan giysiler ilk günlerde hafiften güzel bir koku içerirdi. Kimileri de meşe külünün suyu ile yıkanmış çamaşırların biti, pireyi barındırmadığı söylerdi. Bilindiği gibi sabun ve başka temizleyiciler yağ ile alkali maddelerin bir tür birleşmesinden oluşmaktadır. İşte alkali özelliği yüksek olan kül de güçlü bir temizlik aracı olarak kullanılagelmekte idi. Küllü suyu çok kullanan ya da çok çamaşır yıkayanların ellerinde de bu alkali çözelti (küllü çamaşır suyu) nedeniyle derin yarıklar oluşurdu. Bu yarıklar çam külünde çok çabuk ve çok derin olurdu. Sabunlar da şimdiki gibi çabuk köpüren nitelikli sabunlar değildi. Nitelikli sabunlar daha çok gelin, damat hamamında o da seyrek olarak tüketilirdi. Bunu saymazsak bir soğuk su sabunu vardı, beyaz renkli, bir de daha ucuz olan yeşil renkli sıcak su sabunu. Maraş’a ilk deterjan yanılmıyorsam 1962’de, ilk şampuan da 1964’te girmiştir. Don yıkama günü genelde Çarşamba günü demiştik. Salı günü ekmek yapmayanlar Salı günü çamaşır yıkayabilirlerdi.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar