harut ile marut
Reklam
Selma Kahraman

Selma Kahraman

harut ile marut

08 Ekim 2017 - 18:34

Aliya İzzet Begoviç büyük bir devlet adamı, eserlerini okudum, hala okumaya devam ediyorum. Onun adına ilimizde, Tekerek yolunda biliyorsunuz bir park yapıldı.

Akşamları, eskimeyen dostlarla bir araya gelip, dün ile bugün arasında geçen zaman dilimi içinde, ülkemizin yaşadığı sıkıntıları konuşuyoruz.

Siyaset zaman zaman konuşulsa da, genelde ülkemizin ve ilimizdeki gelişmeleri ele alıyoruz. Çay sofrasında, 67 kuşağı dediğimiz arkadaşlar var, her biri farklı siyasi kulvarda yer almışlar, birisi Almanya’dan 37 yıl sonra dönmüş, Çocuk Bahçesinin delikanlılarından.

Almanya’dan ülkemizin nasıl göründüğünü sorduğumda, konuşmak istemediğini söyledi. Sonra açıldı, batı topluma ile bizim insanımızı karşılaştırdı.

Bir dostum, Türkiye’de son yıllarda geniş yollar yapıldığını söylediğinde, destur isteyerek araya girdi, “Geniş yollar yapmak güzel, ancak trafik kazalarnı hala önleyemedik, bence yollardan önce insanlarımızı iyi eğitmek gerek…!” deyiverdi.

Haklı buldum, bir başka arkadaşım, sağlık alanında yaptığımız büyük yatırımları dillendirdiğinde, yine duramadı, koruyucu hekimliğin önemi üzerinde durdu.

Sonrasında, eğitim sistemimiz konuşulmaya başlandı. Masadaki 6 kişiden biri hariç tamamı emekli ya da çalışan öğretmen arkadaşlar, tabi ki frekanslar tutuverdi. Her bir dostum, ayrı ayrı düşüncelerini dile getirdi.

 

ELEŞTİRİLERİ DİKKATE ALMAK

Onlara Abbas Güçlü’nün önceki günkü yazısından bir bölüm okudum,  Güçlü yazısının bir bölümünde şöyle diyor; “Üniversiteye girişte, bizim zamanımızda tek basamaklı sistem vardı. Şimdi yine ona dönüldü.

Sosyal eşitliği sağlamak için o zaman genel yetenek soruları da vardı. Umarız yine gelir çünkü akademik adaletsizliği bir anlamda önlüyordu.

Liselere girişte ise iddialı öğrenciler, sayıları çok az olan fen ve Anadolu liseleri ile kolejlere yönelir, geri kalanlar ya da ekonomik durumu iyi olmayanlar da mahalledeki liselerden birine giderdi.

Bu kimileri için klasik lise, kimileri içinde meslek lisesi, imam hatip ya da teknik lise olurdu.

Sistem öylesine oturmuştu ki, herkes halinden memnundu…”

İşte tam bu cümleleri okuyordum ki, bana bu konuda sen ne düşünüyorsun diye sordular. Onlara geçtiğimiz hafta Fatih Erdoğan hocamla aramızda geçen konuşmadan bölümler aktardım.

O konuşmamda hocamıza, 1970-80. Yıllar arasında yukarda Güçlü’nün kısaca ele aldığı fabrika ayarları meselesine katıldığımı anlattım.

 

ATMIŞLI YILLARI HATIRLAYALIM

Yaşı 45/55 arasında olan dostlarım bilir. Bizim çocukluğumuzda ilkokullarda münazara yapılırdı. Hemde açık alanda, yüzlerce öğrencinin karşısında. Münazaranın burada nasıl yapıldığını anlatmama gerek var mı, bilmiyorum. Şunu söylemek istiyorum, ilkokulda bir konuyu toplum karşısında konuşmak, savunmak bana göre başarıdır. Nitekim o neslin çocukları çok da güzel yerlere geldiler.

Sonra  ilkokulda bile sınıfta kalmak vardı,  mezun olmadan önce okul sınav yapardı. Ortaokulu çoğumuz 4 yılda bitirdik, çünkü dersler oldukça zordu. Öğretmenler disiplinliydi…

Gece yarısına geldiğimizde, serin hava iyice hararetli tartışmalara neden oldu. Sonrasında sohbeti şöyle tamamladık; “İnsana(eğitime) yatırım yapan toplumlar kazanır. İkincisi bir işi(emaneti) ehline vermek gerek, işin mutfağında olanlar, yani tecrübeli insanlarla yola devam edilmeli.

Sistemler bize göre düzenlenmeli, toplumun geniş kesiminin düşünceleri sorulmalı. En önemlisi de bunu yaparken, kırmadan, dökmeden gerçekleştirmeliyiz.

Dün dediğim gibi artık ülkemizde eğitim birinci gündem maddesi haline geldi. Bana göre bu ülkede güzel şeyler oluyor.

Ancak daha da güzellikler yaşanabilir.

İşte bu sözler söylenirken, karşımızda Belediye Başkanımız Fatih Erkoç gördük, şaşırdık! İsterdik ki, sohbetimiz  de o da olsaydı.

Kalın sağlıcakla. 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar