SÜREK AVI
Reklam
Ümit Parsıl

Ümit Parsıl

SÜREK AVI

16 Nisan 2018 - 09:44

Doğal güzellik sanat eserinin olmazsa olmaz koşulu değildir. Sanatın özünde sürekli devinim içinde olmak ve evrim geçirmek vardır. Sanatta değişmeyecek tek yasa değişimdir, bu uygulanmadığı takdirde sanat dolayısıyla uygarlık uykuya dalar.

 

Doğadaki güzelliklerin aslına uygun taklit edilerek resmedilmesi yüzyıllarca geride kaldı. Sanat, güzelliği olduğu gibi tesbit etme görevini, ressamdan fotografçıya kaydırdı. Ressam görüntüleri kendi sanatsal yaklaşımıyla betimlemeye girdi. Zaman içinde benzer duygu fotograf sanatçısına da bulaştı, o da görüntüleri kurgulamaya, müdahale etmeye, bir anlamda soyutlamaya başladı. Sonuçta sanatçı farklı  düşünmeye, bildiklerini, duyduklarını, gördüklerini yeniden değerlendirmeye, güzellik ve çirkinlik yasalarını, önyargılarını yeni formlarla, renklerle, renk tonlarıyla, dokularla,  yeni malzemelerle tekrar tekrar kurgulamaya, yorumlamaya, betimlemeye girdi.

 

Gerçek sanatçı bir avcıdır. Sözünü ettiğimiz av türü oltayı suya bırakıp saatlerce suya bakmak ve tesadüfen yeme vuracak avı beklemek değildir. “Sanat bir Sürek Avıdır”. Bugünün gerçek sanatçısı ve onun üretme çabasında olduğu gerçek sanat eseri, alışılmıştan farklı bakış açısı, farklı düşünce boyutu, bilinç, sorumluluk istiyor. Yapılmışların tekrarına duyulan tepki geçmişe nazaran daha şiddetlendi.       Geleceğe ışık tutacak, geçmişi ve bugünü tartacak-değerlendirecek modern sanatçı sokaktaki insandan daha duyarlı, daha uyanık, daha heyecanlı, daha farklı ve ayrıcalıklı bir insan tipidir. Bu farklılığı yaratacak olan sanatçının dış görünüşü, saçı, giysisi, dili değil iç dünyaya yaptığı yolculuklardır. Bu maceralı yolculuk boyunca sanatçı sürekli bilinenden daha yeniyi, daha farklıyı arayacak, izleyenlerine yeni yorumlar önerecek, yeni ve farklı kavramlar getirecek, yeni açılar, yeni yollar açacak, bir bilim adamından farksız olarak sürekli araştıracak, bulacak, bulduklarını tesbit edecek, sanatsevere teslim edecek, sonra tekrar yola koyulacaktır. Durmadan yolculuk, durmadan av, sürekli av…

 

Sanatın olmazsa olmazlarından estetik zaman içinde objektivizmden subjektivizme kaydı.

 

Sanatçı gördükleri ile hesaplaşma içine girdi, her birini daha yoğun hissetmeye, onlarla bütünleşmeye, ruhsal iletişim kurmaya başladı.  Algıladıklarından hareketle de içine girdiği dürtü ile eserlerine soyutlama, farklı ifade ve  yorum getirmeye başladı.  Öncül kaygısı alışageldiği klasik anlamdaki estetikten çıktı. Estetiğe de modern yorum hatta yorumlar getirdi. Baktıklarına iç gözleriyle bakmaya başladı.     İç gözleriyle gördüklerini, hissettiklerini, yorumladıklarını  dışarıya soyutlama yoluyla aktarmaya başladı. Bu noktadan sonra artık devreye kavram değişikliği girmiştir.

 

Modern sanatçının ürettiğine dünya gözüyle, doğa yasalarıyla bakmaya devam ederseniz anlayamazsınız, önce yeni yasaları tanımak ve alışmak durumundasınız, bunlar soyut sanat dünyasının yasalarıdır.

 

Karşımızda duran tabloda gördüğümüz çiçekler bahçede gördüğümüz çiçeklere tıpatıp benziyorsa ne güzel çiçekler diyecek vazoya çiçek aldığınız gibi vazoyu koyduğunuz büfenin üzerine asmak için de çiçek tablosu alacaksınız. Dış gözümüz çiçekleri hemen tanımıştır, akrabalık hissetmiştir, yorulmadan  algılamış, kabullenmiştir. Klasik sanattan farklı olarak bugünün çağdaş sanatına göre bu örnekte duyduğumuz haz bir sanat eserinden alınması önerilen hazdan ziyade bir tanıdıkla rastlaşmaktan duyduğumuz hazdır. Biçim ve rengi duyu organlarımızdan sadece biri yardımıyla algılamışızdır, bize hediye edilen diğer organlarımıza gerek bile duymamışızdır. 

 

Alıştığımız görüntüden hatta renklerden farklı çağdaş, soyut bir çiçek resmine bakarken sadece dış gözlerimiz değil iç gözlerimiz, beynimiz ve  diğer duyularımız da devreye girerler. Çözümleme merakıyla iç gözlerimize başvurmak durumundayız. Bulmacanın çözümünde İç gözlerimiz dış gözlerimize destek olacaklar ve belki de kısa bir süre sonra değil sadece yeni ve farklı görüntüsünü algılamak fazladan çiçeklerin kokusunu da duymaya başlayacaksınız, karşınızdaki yapıt size alışılmadık biçim ve rengiyle değişik duygular, algılar, sanal kokular ve tadlar vermeye başlayacak, geçmişe ve geleceğe yolculuk çıkacaksınız, dalıp gideceksiniiz. Çağdaş sanatçının klasik dönem sanatçısı ile arasındaki en önemli fark budur, aslına bakarsanız çağdaş ve gerçek sanatçının işi günden güne çok daha fazla zorlaşmıştır.

 

Bugünün insanının beklentileri bundan birkaç yüz yıl önceki insanın beklentilerinden farklıdır. Sadece gözüne hitap etmenizin karşılığı ucuzdur.

 

Orta karar sanatçının enerji kaynağı doğada yaratılmış olanda var olan enerjidir, o enerjiden çekmeye gayret eder, başarılı olabildiğince de resmi haz verir ama asla yaratılmış natürel güzelliğin içindeki tüm enerjiyi çekemez, çekebildiği belki onun küçük bir bölümüdür. Profesyonel çağdaş üst seviye sanatçı ise ruhsal bir süreç içine girmek, üretmek zorunda olduğu gerçek sanat eseri için gereken enerjiyi kendi içinde aramak, enerji üretmek ve bu enerjiyi yapıtına sıcak sıcak akıtmak zorundadır. Başarı hem kabiliyet hem bilgi hem tecrübe hem ter isteyecektir.

 

Bir sonraki aşamada sanat eseri izleyici ile buluşacak, kaçış noktalarında birbirlerini yakaladıkları takdirde ilişki doğacak, el ele tutuşulacak, ortak haz oluşacak, karşılıklı enerji akışı yaşanacaktır. Sanat eserinin bunu her izleyici ile gerçekleştirebilmesi imkansızdır ve beklenmez.  Bu elele tutuşma karşılıklı empatinin yaratılmasından türeyecektir.  Alışmak, tanımak, sevmek bir zaman süreci ister. Sanatçının eseri ürettikten sonra bıraktığı noktadan itibaren sanat eserini siz, onu satın alan veya seyreden, onunla bütünleşen siz, içinizdeki güzellikleri-çirkinlikleri-korkuları-coşkuları-geçmiş ve geleceği esere aktaracaksınız, ikiniz de yaşayan varlıklarsınız, çiçek resminden alınan keyif anlık ve kısa süreli flört iken açıklamaya çalıştığım çağdaş sanat eserinden alınacaklar tutkulu, derinlikli, uzun süreli olacaktır, derece derece yükselecektir ve eser sizin yakınınız, kalıcı sevgiliniz olacaktır.

 

Picasso gibi bir dahinin ilkel sanat eserlerinden etkilenmesi boşuna değildir. Koyulduğu serüvende değişik kıtalarda yaşamış ilkel veya antik çağ uygarlıklarında soyut sanat yapıldığını görmüştür. Değişik toplumların kaligrafi sanatlarında da soyutu görmüş hayran olmuştur. Grek-Roma medeniyetlerinde sanatın soyuttan uzaklaştığını ve uzun süredir de soyuttan kaçındığını düşünmüş ve batı sanatının tekrar soyuta dönüşüne öncülük edenlerin başında yer almıştır.  Kavranması basit olanın yanına kübist tarzdaki ilk yapıtlarını koyduğunda izleyiciler şok geçirmiş ama zamanla bağ kurabildiklerinde, anlamı-mesajı aldıklarında, sanatın evrimi içindeki değerini fark ettiklerinde tepkileri hayranlığa, sahiplenme dürtüsüne dönüşmüştür.

 

İnsanoğlu savaş-yıkım-yoksulluk-doğal afet dönemlerinde yoğun korku içine girmiş saklanacak bir çatı altı aramıştır. Bu çatı çoğunlukla içe dönüş, bilinmeze, korkulana yakarma veya sanat yoluyla duygularını-beklentilerini ifade etme olmuştur. Halı dokuyan genç kız için de, hayali uzaylılar ve uzay araçları çizen için de, kan içen vampir masalları yazan için de, sanat eseri üreten sanatçı için de özdeki nedenler benzerdir. Korkulanı-bilinmezi içgüdüsel betimleme, soyutlama yoluyla, kendisi çizdiği ve ürettiği için korkmasına gerek kalmayacak hatta hayranı olacaktır. Bilinmeze kendi yüklediği biçim ve anlam, içinden çıkabileceği, çözümleyebileceği, benimseyebileceği, sığınabileceği, enerji çekebileceği  bir nesneye dönüşmüş olacaktır. Fiziksel boyuttaki geometrik düzen ve altın oran arayışının getirdiği huzura, tinsel boyutta başka oranları, gizleri katacak ve alıştıkça onlarda da huzuru bulacaktır.

 

Ne gariptir ki ilkel insanla çağdaş insan, binlerce yıl sonra, önlenemez iç dürtüler nedeniyle, akıl-mantık-zihin-bilim boyutundan uzaklaşıp daha farklı bir boyutta, soyutta buluşmaktadır.

 

Dünya gerçeklerinin acımasızlığı, materiyelizmin bıktırıcılığı insanoğlunu huzur bulduğu soyut sanata çekmektedir. Antik çağın plastik sanatçıları nesneleri maddi gerçeklikleri ve bireysellikleri  içinde kopyalamaya çalışırken modern çağ plastik sanatçıları soyutlama yoluyla zaman-mekân-nesne üçlüsünden öncelikle mekânı bastırmakta, perspektif, gölge, ışık ve oran yaratma kaygısından uzaklaşıp boyutu çoğaltmaya çabalamaktadır. Böylece düz bir satıhta yer alan eserlerine üçüncü, dördüncü boyutu ve ek olarak ta özellikle zaman boyutunu ve tinsel boyutu nasıl ekleyebileceklerinin uğraşını vermektedirler.Her zaman olduğu gibi yine sembollere başvurmakta, sırasında mitolojiden ödünç almakta, esere güç, farklı anlamlarda güzellik, görsel şıklık katmaktadırlar.

 

Her sanatçının sanatseverlere sorumluluğu olduğu gibi diğer sanatçılara, koleksiyonerlere ve sanat profesyonellerine karşı da ciddi sorumlulukları vardır. Sanatın insana vermek zorunda olduğu yaşama sevinci, özgürlük duygusu, heyecan duygusu vardır. Bunları sanattan elde ettiğini hisseden sanat izleyicisi zaman içinde sanat koleksiyoncusuna dönüşecektir. Beğendiği sanatçıların eserlerine sahip olmak, o eserlerle yaşamayı istemek anlamındaki koleksiyonculuğun motorunun adı tutkudur. Sanatçının ödevi sanatseverin sanata, yaşama, doğaya, bitkiye, hayvana, insana daha tutkulu olmasına katkıda bulunmaktır. Sanat yaparken sanatçının kendisini insandan, insanlıktan, doğadan, dünyadan soyutlaması mümkün değildir.  Hepimizin ortak sorumluluğu dünyayı daha yaşanılabilir kılmaktır.

 

“Ünsal Bahtiyar”.. “bir Sürek Avcısı”. (Derleyen  Ümit PARSIL Kültür Sanat Servisi).

 

 

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar