Din ve dünya işleri üzerine
Reklam
Yüksel Bozdağ

Yüksel Bozdağ

Din ve dünya işleri üzerine

Merhaba değerli dostlarım.

Milli eğitimle ilgili sohbetimizin hemen akabinde ülkemizin bir başka netemali konusu olan diyanet işlerine ilişkin görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Osmanlıyı ortadan kaldırıp yeni devleti kuranlar her şeyin olduğu gibi din işlerinin de kontrollerinde olmasını sağlamak için 3 Mart 1924 tarihinde diyanet işleri başkanlığını kurdular.

En önemli amacı din işleri ile dünya (devlet) işlerini ayırmaktı. Bakın şu gaflete hiç din işi dünya işi diye bir kavram olabilir mi? Allahın dinini dünya işlerinden uzak tutmak,  devlete ve topluma yeni bir nizam verirken mümkün oldukça dine mesafeli olmak gayesi ile çıkılan yolun sonucu bugün geldiğimiz yoz bir toplum olmuştur.

Yeni bir şey yapmak amacıyla yola çıkanların toplumu taşıdıkları nokta maalesef içinden çıkılmazı zor bir noktaya gelmemize neden olmuştur.

Allah Resulu (s.a.v) son peygamber olarak gönderilmesinin nedenini “Ben güzel ahlakı tamamlamak, yani tahkim etmek, yani insanlığın hayatına yerleştirmek, ve insanların hem dünya hem hem de ahiretini mamur etmek amacıyla gönderildim” buyuruyor.

İnsanı yaratan Allah(cc) son dini peygamberi vasıtasıyla insanlara ulaştırırken siz dünya işlerinizi kendi bildiğiniz gibi yapın, benim indirdiğim dini dünya işlerine karıştırmayın, ahiret için ise ben sizin için dini tamamladım ve sizin için din olarak islamı seçtim mi diyor ki? Ha şa. Allahın dini İslam insanların dünya işlerini Kur’an ve sünnet ile belirlenen şekilde görmelerini, böylece bir imtihan olan dünya hayatında imtihandan başarılı bir şekilde çıkarak asıl alem olan ahireti, yani cennet hayatını kazandırmaktır.

Şu tespiti hemen yapalım ki bazı şeyleri doğru anlayalım. Dünyada yapılan her şey dünya işidir. Dünyada iken ahretle ilgili herhangi bir tasarrufta bulunamazsın. Bu yaptığın ister ibadet ( namaz, oruç, hac, zekat vs) olsun, ister diğer dünya meşgaleleri olsun. Çünkü ne yaparsan bu dünyada yaparsın, ister ibadet, ister ticaret, istersen de siyaset. Çünkü ahirette yapmakla sorumlu olduğun hiçbir şey yok.

Bu dünyada işlerini Allahın emri doğrultusunda yaparsan cennette sefa sürersin , yok yapmazsan cehennemde cefa çekersin. Yani din ve dünya işleri ayrıdır gibi bir gaflete sakın ola düşmeyesiniz.

Gelelim toplumun dini doğru öğrenme ve öğrendiklerini hayatına yansıtma, Kur’an ve sünnetin insanlara doğru aktarılması, camilerin hayatın merkezinde yer alması için yapılan çalışmalarda ne durumdayız.

Başkentte başkanlık düzeyinde örgütlenen diyanet işleri il ve ilçelerde müftülükler, camilerde imam-hatip, müezzin-kayyum, kur’an kurslarında görevli personelce görev ifa etme çabasındadır.

En baştan başlayalım. Yani diyanet işleri başkanından. Belli bir tarihten sonra diyanet işleri başkanları ilahiyat kökenli ve profesör ünvanlı kişilerden olmaya başlamıştır.

Cumhuriyet öncesi ise aslında tam karşılığı olmasa da bu görev şeyhülislam ünvanlı kişilerce yürütülüyordu. Sorumluluklarına baktığımızda bile bu iki ünvanın benzer yanları olsa da iş görme ve hedefler açısından birbirinden çok farklı olduğu hemen göze çarpar.

Şeyh-ül islamlar  devletin savaşa girip girmemesine hatta padişahın azline bile karar verebilirken, diyanet işleri başkanları kurumun işleyişini yönetmek, protokolde yer almak gibi görevleri belirli kanun ve yönetmelik çerçevesinde ifa etmekten ibarettir. İkisi arasındaki güç farkını çok net bir şekilde görebiliyoruz.

İşte bu fark bugün toplumun içinde bulunduğu kaosun en önemli nedenlerindendir. Din ile devlet işlerini zorlayarak birbirinden ayırmaya kalktığında kaçınılmaz olarak sonuçları bu oluyor.

Diyanet işleri  diğer kurumlarda olduğu gibi akademik olarak docent- profesör titrine sahip kişilerin oluşturduğu kurullar, daire başkanlıkları, il ve ilçelerde ise müftüler, müftü yardımcıları, şube müdürleri, uzman ve şefler’den oluşan unvan silsilesince görev ifa etmektedirler. Bu kurumda da diğer devlet kurumlarında olduğu gibi şef olmak, uzman olmak, müftü olmak vs. için yani bir makam elde etme çabasının her türlü yolla elde etmenin mübah olduğu yani normal görüldüğünü düşündüğümüzde, hac, umre, kurban gibi organizasyonlarla, yurt içi ve yurt dışında kur’an kursu ve cami yapımı, diyanet vakfının yönetimi gibi akçeli işlerle hoca vasıflı kişilerin bu kadar içli dışlı olması ne kadar sağlıklıdır.

Diğer bir önemli husus ise şeyhül İslam ile diyanet işleri başkanlarının vasıfları hususudur. Şeyhülislamlar özellikle dini ilimler hususunda günümüz diyanet işleri başkanları ile kıyaslanamayacak ölçüde, o güne kadar gelmiş geçmiş, amaçları Allahın dinini yeryüzüne hakim kılmaktan başka derdi olmayan zamanın sahipleri, yani müctehitlerin miras bıraktıkları tüm eserleri her yönü ile tahsil etmiş, toplumun sevip saydığı, yaşantısı ile takdir edilen kişilerdi.

Günümüz diyanet işleri başkanları ise ilahiyat fakültesini bitirdikten sonra her hangi bir dini ya da felsefi konuda iki yıllık yüksek lisans ve arkasından dört yıllık doktora tahsili sonucu kariyer  basamaklarını tırmanan, birkaç yıl içerisinde profesör olan kişilerden seçilmektedir. Genellikle uzmanlık alanları bir konu üzerine( Fıkıh, kelam, hadis vs) dir.

Burada virgül koyup haftaya kaldığımız yerden devam edelim inşallah.

Görüşünceye kadar Allaha emanet olunuz.

 

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar