Eğitimde Kıyamet Kopacak mı?
Reklam
Yüksel Bozdağ

Yüksel Bozdağ

Eğitimde Kıyamet Kopacak mı?

14 Eylül 2018 - 10:37

Gönül güzel şeyler yazmak istiyor. Ülkemiz ve alem-i İslam da her gün ortaya çıkan güzel şeyleri aktarmak istiyorum okurlarıma. Lakin son iki yüz yıllık yıkım ve kaos süreci artarak devam ediyor. Üstümüze üstümüze geliyorlar. Biraz başımızı kaldırsak, biraz çevremizle özellikle mazlum ve mağdur İslam beldeleriyle ilgilensek tekerimize taş koyuyorlar.

Son günlerde Suriye meselesi tam bir keşmekeşe doğru gitmeye başladı. Birkaç aydır Rusya ve İran’la sağlanan mutabakat sayesinde birazcık nefes almıştık ki onlarda yan çizdiler son İran zirvesinde. Yüz yıl önce yedi düvelle mücadele etmiştik, şimdi o yedi yetmiş oldu. Sürüsüne bereket.

Niçin böyle bir giriş yaptığımı, buradan nereye gitmek istediğimi elbette izaha çalışacağım. Son döviz krizi nedeniyle ortaya çıkan gerçekler gösterdi ki bizim asıl derdimiz düşmanımızın artan sayısından ziyade, kendi içimizdeki her fırsatta ortaya çıkan hainler. Bu hainlerin bir kısmı kırk yıldır ayrılıkçı terörle, bir kısmı 15 Temmuzda olduğu gibi Emperyalistlere uşaklık ederek ülkeyi işgal etme girişimiyle, bir kısmı da son döviz krizinde olduğu gibi ülkeden likit çıkışına katkı sunmak için ellerindeki her türlü imkanı kullanarak kaynaklarını dövize çevirerek hainliklerini ortaya koyuyorlar.

Peki bunlarla nasıl mücadele edeceğiz, bunları nasıl etkisizleştireceğiz. Kısa vadede şu an itibarıyla terörle etkin mücadeleye aynen devam etmeli, uzun vadede ise Eğitimde yeni bir yol bulmalıyız.

Yeni bir eğitim yılı başlarken  derdimizin dermanı eğitim ile alakalı birkaç kelam etmek gerekiyor diye düşündüm.

Daha homojen, birbirini anlayan, birbirini seven, daha az hain oluşumuna katkı sunacak, hayalleri bile kısmen örtüşen, vatan, millet, bayrak ve Allah sevgisi ile yoğrulmuş zihinlere sahip nesiller yetiştirmeliyiz. Ayrışmak değil , birlikte adımlar atabileceğimiz bir toplum olmak için eğitmeliyiz yeni nesilleri.

Geçmişe gidip çok fazla kafanızı karıştırmak istemiyorum. Cumhurbaşkanımızın yaklaşık iki yıl önceki bir açıklamasından bir alıntı.”Eğitim ve kültürde başarısız olduk”.

Niçin başarısız olduk, çünkü eğitimi yeteri kadar ciddiye almadık. Kültürde nedir ki canım olmasa da olur dedik. Eğitime bakan dayanmadı. Son on altı yıllık AK Parti iktidarları döneminde kaç bakan geldi geçti unuttum. Unutamadığım genç ve güzel bir avukatın bu ülkede uzun yıllar Milli Eğitim Bakanı olarak görev yapması. Hele sondan bir önceki İsmet Yılmaz vakası tam bir trajedi. Uzun yıllar Milli Savunma bakanı olarak görev yapan beyefendi ne hikmetse ülkemizin milli eğitiminin başına getiriliverdi. Şöyle bir izahta bulunayım. Biz hiç bu güne kadar diyanet işleri başkanı olarak İslami ilimler hususunda birikimi olmayan birisini göreve getirdik mi? Peki diyanette gösterdiğimiz bu hassasiyeti niçin milli eğitimde de göstermiyoruz.

Neyse siz ne demek istediğimi anlamışsınızdır. Daha fazla uzatmanın kimseye bir faydası yok. Gelelim şu ana.

Yeni milli eğitim bakanımız ilginç bir porte gibi duruyor. Farklı şeyler söylüyor. Kendisi söylüyor, birilerinin dikte ettiğini aktarmıyor. Kıyameti koparmalıyız diyor. Bu böyle gitmez diyor. Yakın bir zamanda Türkiye’nin yeni eğitim politikasının ana prensiplerini belirleyip kamuoyu ile paylaşacağını söylüyor.

Sayın bakanımız açıklamadan ben neler söyleyeceğine ilişkin ön sezilerime dayanarak bazı şeyleri sizlerle paylaşmak istiyorum.

Kıyameti koparmak gerek diye ifade ettiğine göre bugün mevcut eğitim prensiplerinin artık bir anlam ifade etmediğini, yeni bir başlangıç gerektiğini anlatmaya çalışıyor sanırım.

Öncelikle zorunlu eğitimden vazgeçip, gönüllü eğitimle yola devam etmek gerekir diyecektir sanırım.

Diploma veren, ezberci, niteliksiz, amaçsız, sevgisiz ve içi boş  eğitimden vazgeçip, kişinin yeteneğini, hayallerini, ülkenin ihtiyaçlarını bir potada eriten, bu coğrafyada var olmanın ancak güçlü olmaktan geçtiğini özümsemiş, güçlü olmak için ise birlik ve beraberlik içinde olmanın şart olduğunu anlamış ve kavramış nesilleri en kısa zamanda yetiştirmek zorunda olduğumuzu açıklayacaktır.

Ne çok sayıda üniversite ve milyonlarca üniversiteli, ne otuz öğrenci ile sınırlandırılmış, her derse ayrı öğretmen varlığı, ne çocuklarımızın en güzel kıyafetleri, ne öğretmenlerimizin son model arabaları, ne öğrenci ve öğretmenlerin ellerindeki bilgi aktaran son model cihazlar, ne klimatize edilmiş sınıflar ve akıllı tahtalar derdimize derman olmadı. Bunun için hala kendimizi eğitimde başarısız buluyor, kıyameti kopartmamız gerektiğini haykırıyoruz.

Elli atmış yıl öncesine gidip, her türlü yokluk içerisinde, birleştirilmiş sınıflarda eğitim görüp, hayalleri peşinden koşarak nice engelleri aşıp vatan ve millet aşkı ile dolu nesilleri gözümüzün önüne getirdiğimizde aslında biraz samimiyet, biraz ihlas, biraz özveri ile çok şeylerin başarılabileceğini herhalde hepimiz takdir ederiz.

Yazımızı yüz yıllar öncesinden bizlere ilke gönderen Derviş Yunus’tan bir alıntı ile sonlandıralım.

“İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, sen kendini bilmez isen, o nice okumaktır”

Görüşünceye kadar sağlık ve afiyette olun inşallah.

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar