Geçmiş Zaman Olur ki Hayali Cihan Değer.
Reklam
Yüksel Bozdağ

Yüksel Bozdağ

Geçmiş Zaman Olur ki Hayali Cihan Değer.

Evet değerli dostlar; bir hafta arayla tekrar hayal aleminde gezintiye devam edelim.

Zaman zaman tanıdık ya da tanımadık insanlarla sohbetlerimiz oluyor. Aynı apartmanda oturup kimsenin kimseye selam vermediğinden, komşuluk ilişkilerinin neredeyse kalmadığından, aynı çatı altında yaşadıkları halde birbirlerini tanımadıklarından bahsediyorlar.

Yetmişli yılların ortalarıydı. Televizyon henüz hayatımıza yeni girmeye başlamış, bir çok evde olmadığından,  olan evler akşamları tam bir curcuna olurdu. Genellikle gençler televizyon olan evleri doldurur, ev sahipleri her akşam olan bu curcunadan hiç rahatsız olmazlardı. Aynı yıllarda ise komşuluk ilişkileri yoğun bir şekilde yaşanmaya devam ediyordu. Hemen hemen her akşam ya bizden biri bir komşunun kapısını tıklatıp müsaitseniz akşam annem-babam size gelecek der, ya da komşu çocuklarından birisi bizim kapıyı tıklatıp aynı şekilde anne ve babamı evlerine davet ederlerdi. Bu misafirlikler için evin özel bir misafir odası yoktu. Oturma odaları misafir odası vazifesini de hakkıyla ifa ederdi. Çünkü evler şimdiki gibi geniş ve büyük değildi. Misafirler için çok özel bir çaba sarfedilmez, çeşit çeşit yiyecekler bugün olduğu gibi sırf gösteriş olsun diye ortaya konulmazdı. O günlerin en önemli trendi misafir hanımla evin sahibesinin mutfakta birlikte yaptıkları sıcak kekleri çayla ikram etmeleriydi. Kimse kimsenin ne halısına ne kilimine, ne de mobilyasının markasına bakardı. Allah ne verdiyse yenilir içilir, tekrar kısa zamanda görüşmek dileğiyle gece sonlandırılırdı.

Bugün bakıyorum da herkeste aynı özlem nerede o eski dostluklar, nerede o eski bayramlar teraneleri. Kendi elimizle bir rüzgara kapılıp yok ettik o güzellikleri birer birer. Şimdi yapacak tek şey” Kimseye etmem şikayet, ağlarım ben halime” şarkısını söyleyip teselli olmaya çalışabiliriz ancak.

Aslında o yıllardan bu yana kaybedilen, unutulan sadece dostluklar değil, onun da ötesinde bir çok değeri de beraberinde ve farkında olmadan yitirdik. Peki bir çok şeyi yitirirken acaba ne kazandık. Belki hepimizin bir ya da iki arabası oldu, daha çok dışarıya çıkar olduk, kadınlarımız daha sosyal, hayatın tam göbeğine girdiler. Gençlerimiz eskiden yamalıklı giymezken şimdi yırtık pırtık kıyafetlerle sokaklarda arz-ı endam ediyorlar. Tanıdıklar bile hayatı o kadar yoğun yaşadıklarından karşılaştığımızda selam vermeden yanımızdan geçiyorlar. Halbuki Müslüman’ın Müslüman’a selam vermesi sıradan bir ritüelden öte bir duadır. Rabbim bu şekilde Müslüman’ı Müslüman’a duacı kılarak içerisinde nice hikmetleri barındıran çok önemli bir kavramın hayatımızda yer almasını sağlamıştır.

Bir ayı aşkın süredir pasif emekliliğe son verip tekrar hayatın içerisinde yer almak için bir ahbabımla ticarete başladım. Gördüğüm en acı şey hemen hemen herkesin söz verip sözünde durmaması oldu. Yeni işyerinde çeşitli tadilatlar gerekiyor, birisini bulup o işleri yaptırmak istiyorsun, şu zaman gelirim diyor asla gelmiyor, birinden satılmak üzere bir mal istiyorsun, şu zaman getiririm diyor asla getirmiyor. Yapılan işler ise sıradan, kalitesiz, tüm teknolojik imkanlara rağmen. Kimsenin nam için iş yaptığı yok. Eski zamanlarda insanlar için en önemli olan şey itibar imiş. Şimdi ise bir an önce ev almak ( En az dört artı bir), bir bağ evi sahibi olmak, hem kendine hem de eşine araba ( Eşininki jeep türü olmalı). Çocuklarını kolejlere gönderebilmeli, ha birde tatile Bodrum’a gitmeli. Yoksa el alem ne der.

Gelin hep birlikte bazı şeyler için adımlar atalım. Önce hayaller kuralım. Beynimizde bir karar verip bu kararı adım adım hayata geçirmek için bizi yönetenleri de yönlendirelim. Terk ettiğimiz köyümüzü, kasabamızı tekrar ihya etmek tekrar yaşanılır yerler kılmak için kafa yoralım, el ele çocuklarımız ve torunlarımız için daha güzel bir Türkiye sevdasının peşine düşelim.

Gelin hep birlikte niçin bu kadar çok geveze bir toplum olduk, karşımızdakini dinlemeden sadece konuşmaya odaklanarak aslında bir çok şeyi kaybettiğimizi düşünelim.

Sadece alarak, sadece yiyerek mutlu olunamayacağını, bu şekilde devam edemeyeceğimizi idrak edip aslında almanın değil vermenin, yemenin değil yedirmenin çok önemli bir erdem olduğunu hatırlamanın vakti geldi de geçiyor.

Küçücük dünyamızdan bir an sıyrılıp bu dünyanın sadece karımızdan ve çocuklarımızdan ibaret olmadığını, öncelikle anne ve babamız olmak üzere yakın ve uzak akraba ile olan ilişkilerimizi gözden geçirip, komşu haklarını yeniden hatırlamanın zamanı gelip geçmiyor mu?

Sürekli ev değiştirmekten vazgeçip yıllarca aynı komşularla birlikte yaşamayı, çocuklarımıza beraber büyüyüp aynı mahalleli, aynı köylü, hiç olmazsa aynı şehirli olma şansını vermemiz gerekmiyor mu?

Cep telefonu ile olan münasebetimize biraz sınırlama getirip, dünyanın cep telefonu ile en çok konuşan ülkesi olma özelliğini terk etmemiz gerekmiyor mu?

Konuşmanın değil, susmanın erdem olduğunu, Resulullah(s.a.v)’in “Ya hayır konuşun, ya da susun) Emrini hayatımıza gerçek manada adapte etmenin zamanı gelip’te geçmiyor mu?

Bunlar birkaç örnek. Azıcık, dünyanın meşgalesinden sıyrılıp tefekkür edebilirsek buna benzer bir çok konuda yapmamız gereken şeyler olduğunu, acilen atmamız gereken adımlar olduğunu kimsenin söylemesine gerek kalmadan fark edebiliriz.

Bizler hayata değer katacak adımlar atabilirsek, hayatta bize daha asil davranacaktır.

Tekrar görüşünceye kadar Allah’a emanet olunuz.

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar