Mesnevi'den 'Sabret ki, aslan bineğin, yılan kırbacın...
Reklam
Yüksel Bozdağ

Yüksel Bozdağ

Mesnevi'den 'Sabret ki, aslan bineğin, yılan kırbacın olsun'

08 Eylül 2017 - 12:55

Değerli dostlar;

Kurban Bayramı vesilesiyle bir haftalık zorunlu aranın ardından bizileri yeniden buluşturan Rabbime sonsuz şükürler olsun

Bu haftaki sohbetimizin konuğu Mevlana Celaleddini Rumi.

Biz Müslüman ve evli erkeklerin dünyadaki en büyük imtihanı kadınlardır. Hem nikahlı eşlerimiz hem de gözlerimizi sakınmamız emredilen diğer kadınlar.

Bugün Mesneviden Ebul Hasan El Harakani Hazretlerin bahsedildiği bölümden bazı alıntılar yapacağız.

Şöyle ki:

Dervişin biri çok uzak diyarlardan ismini duyduğu El Harakani Hazretlerini görmek amacıyla yola çıkar. Aylar süren zahmetli yolculuğun ardından şeyhin evini bulur.

Edebiyle kapıyı çalar.

Kapıyı açan kadın,

-Buyur bakalım efendi ne istersin ?

-Şeyhimi ziyarete geldim.

Kadın kahkahayı patlatır ve,

-Şu sakalına bak, nice yollar tepip bu hazır lokmacıyı mı görmeye geldin, senin yurdunda hiç mi işin gücün yoktu,bir ahmağı görme hevesinden mi, yoksa yurdundan yuvandan mı usandın.

Kadın daha bir çok kötü söz söyledi alaycı kahkahlar attı.

-Yol yakınken dön yurduna bu hazır lokmacıdan sana bir hayır gelmez.

Derviş kadının bu hakaretlerine daha fazla tahammül edemedi.

-Bak bana kadın, senin gibi kötü bir kadın o makbul ruha eş olmuş, Nuh’un nikahındaki gibi, bu yurda mensup olmasaydın şimdi seni paramparça ederdim. O mübarek kişiyi de böylece senden kurtarmış olurdum. Bende kısasa uğrar şeyhimin yolunda ölmek şerefiyle yücelirdim. Fakat zamanın padişahlar padişahının evinde bu çeşit küstahlıkta bulunamam. Yürü, dua et ki bu yurdun köpeğisin, yoksa şimdi yapacağımı yapardım sana.

Daha bir çok şey söyledi, ancak karşısındakinde onun dediklerini anlayacak anlayış yoktu

Hani Mevlana ne demişti:

 “Se ne söylersen söyle kişi ancak  anlayışı miktarınca anlar”

Şeyhin kapısından ayrılan derviş karşılaştığı herkese şeyhi sordu. Sonunda odun getirmek üzere ormana gittiğini öğrendi.

Aşık maşukuna kavuştuğunda nasıl sevinir, dervişte şeyhini görme ümidiyle öyle sevinçliydi..Ormanın yolunu tuttu. Yalnız şeytan sürekli vesvese veriyordu kalbine. Böyle bir kadının şeyhin kapısında ne işi vardı, Şeyh böyle bir kadını niçin hala evinde barındırıyordu Daha bir çok düşünce içinde çırpınıp dururken şeyh bir aslan’a binmiş olarak karşısına çıktı. Kükremiş aslan şeyhin denkleştirdiği odun şeleğini çekmekteydi, şeyh ise odunların üzerine oturmuştu. Kamçısı ise bir yılandı.

Şeyh dervişi uzaktan görüp durdu;

Sakın dedi, aldanma, şeytanı dinleme, şeyh dervişin gönlünden geçenleri bir bir sıraladı ve sonunda şöyle dedi.

“Ben sabredip bu kadının yükünü çekmeseydim, aslan benim yükümü çekermiydi hiç?”

“O ahmağın nazınıda çekeriz, onun gibi yüzlercesinin nazınıda, bu alemde bir zalim vardır birde mazlum, zalim zulmünün bedelini mazlum da sabrının karşığını görecektir elbet.”

Hani derler ya:  Sabreden derviş muradına ermiş.

Bizlerde bugün de bu ve benzeri durumlarla karşılaşıyoruz. Bu gibi durumlarda ne yapacağımızla ilgili kararlılığımız çok önemli. Kararımız an’ı yaşamaksa istediğin gibi davranıp, birini atıp başka birini bulabilirsin. Yok kararın sabredip Allahın rızasını kazanmaksa şeyh gibi sen de birgün kükremiş bir aslana binmeyi eline de yılandan bir kırbaç almayı umabilirsin.

Rabbim rızasını arayanların her zaman yar ve yardımcısıdır.

Haftaya görüşünceye kadar Allah’a emanet olun.

Vesselam.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar