Başkan Erdoğan Fırat'ın doğusunu da huzura ve istikrara kavuşturacağız

İslam İşbirliği Teşkilatı toplantısında konuşan Başkan Recep Tayyip Erdoğan, "Güvenliğini sağladığımız diğer bölgeler gibi Fırat'ın doğusunu da çok yakında huzura, emniyete ve istikrara kavuşturacağız." dedi.

Başkan Erdoğan Fırat'ın doğusunu da huzura ve istikrara kavuşturacağız

Başkan Recep Tayyip Erdoğan, Fırat'ın doğusunun çok yakında huzura kavuşturulacağını söyledi. İslam İşbirliği Teşkilatı Bölgesindeki Kızılay ve Kızılhaç Ulusal Dernekleri İşbirliği Ağı Kuruluş Toplantısında konuşan Erdoğan'ın konuşmasından satır başları şöyle

"İslam dünyası kendi topraklarındaki krizleri yönetemedi"

"Kudüs'ün hukuki statüsüne yönelik saldırılardan Filistin meselesine, Suriye'de 8 yıldır devam eden çatışmalardan, Yemen'deki açlığa kadar bir çok krizle yüzleştik. İslam coğrafyasının farklı köşelerinden mazlumların feryadı yükselmeye devam ediyor. Yemen'de en büyük açlık felaketlerinden biri yaşanıyor. BM'ye göre 14 milyon Yemenli kardeşimiz kıtlığın sınırında mücadele veriyor. Bir deri bir kemik kalmış çocuk görüntüleri bı acının en büyük sembollerindendir. İslam dünyası kendi topraklarında vuku bulan bu krizleri yönetememiştir. Suriye'de 1 milyon insanın ölmesine, 12 milyonunun evini terke etmesine sebep olan savaşın acılarını bir nebze olsun dindirebildik.

"DEAŞ'tan kalanlar YPG'ye meşruiyet kazandırmak için bırakıldı"

Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatlarıyla DEAŞ ve PKK/YPG gibi bölgemizin güvenliğini tehdit eden terör örgütlerine ağır darbeler indirdik. Suriye'de DEAŞ neredeyse kalmadı. Kalanlar da temizlenemediği için değil, YPG'ye meşruiyet kazandırmak için bırakıldığını biliyoruz. DEAŞ belli devletlerin Suriye ve bölgemizle ilgili planlarına sadece bir piyon olmuştur. Ilımlı muhaliflere saldıran DEAŞ sadece kadın çocuk yaşlı demeden kaçan sivilleri katletmiştir. Ülkemizi de hedef alarak bir çok kanlı eyleme imza atmıştır.

"DEAŞ'lıların bir kısmı ülkemizle savaşması için silahlandırıldı"

Batılı ülkeler bu örgütle mücadeleyi de bir başka terör örgütünü silahlandırarak yapmayı tercih etmiştir. Sırf DEAŞ'la mücadele için çocukları savaştıran, camileri okulları yıkan bir çeteye binlerce tır silah göndermiştir. Geçtiğimiz yıl Rakka'dan gelen görüntüler, terör örgütleri arasındaki gizli işbirliğini ifşa etmiştir. DEAŞ'la mücadele adıyla desteklenen PKK'lı teröristlerle birlikte Rakka'dan çıkmasına izin vermişlerdir. İşin daha vahimi YPG/PKK tarafından DEAŞ'lıların bir kısmının ülkemizle savaşması için silahlandırılıp eğitilmesi olmuştur. Operasyonlarımızla bunları da temizleyeceğiz. Diğer bölgeler gibi Fırat'ın doğusunu da yakında huzura, emniyete ve istikrara kavuşturacağız.

"Ülkemizdeki Suriyelinin dönebileceği güvenli bölgeler oluşturmak istiyoruz"

ABD ve Rusya başta olmak üzere temaslarımızı sürdürüyoruz. İki tarafla da olumlu görüşmeler gerçekleştirdik. Bu süreçte amacımız milli güvenliğimizi güçlendirmenin yanında Suriye'nin toprak bütünlüğünü garanti altına almaktır. Ülkemizdeki 4 milyon Suriyelinin geri dönebileceği güvenli bölgeler oluşturmak istiyoruz. 350 bin sığınmacı kardeşimiz geri dönüş yaptı. Güney sınırımız boyunca tesis edeceğimiz güvenli bölgeyle bu sayı inşallah milyonlara ulaşacak.

"Bölgemizde mazlum ve mağdurların yardımına koşuyoruz"

Türkiye sadece terör örgütlerinin kökünün kurutulması için değil, neden oldukları insani krizleri hafifletmek için de gayret sarfediyor. Bölgemizde mazlum ve mağdurların yardımına koşuyoruz. Yardım çalışmalarımızı yürütürken dil, din, ırk ayrımı gözetmedik. Bu Hristiyan mıdır demedik. Bu Ezidi midir demedik. Hepsine kapımızı açtık. Batılı devletler gibi sığınmacıları toplama kamplarına hapsetmedik. Sözde insan hakları banisi ülkeler gibi kötü davranmadık. Bilhassa Avrupa genelinde mültecileri hedef alan ırkçı saldırılar gün geçtikçe artıyor. Savaştan kaçıp Avrupa'ya sığınan 10 bine yakın çocuğun akıbeti bilinmiyor. Biz 650 bin Suriyeli çocuğun okullarımızda eğitim görmesini sağladık. Vatandaşlarımız hangi sağlık hizmetlerini aldıysa mültecilere de verdik. 4 milyon Suriyeli olmak üzere tüm mültecilere BM hesaplarına göre 35 milyar dolar kaynak aktardık.

"Dünyanın en fazla yardım yapan ülkesi Türkiye"

AB söz verdiği halde sözünü yerine getirmiyor. BM Mülteciler komiserliği ise sembolik rakamlarla katkıda bulunuyor. Bunlar bizim milli bütçemize girmiyor. Bugün Türkiye, milli gelire oranla dünyanın en fazla yardım yapan ülkesidir. 140'ı aşkın ülkede binlerce projeyi hayata geçiriyoruz. 2002'de 85 milyon dolar olan kalkınma rakamlarımız 2017 yılında 8 milyar dolara ulaştı. Bugün dünyamızda yaşanan pek çok sorunun temelinde maddi imkan kıtlığı değil, merhamet ve empati eksikliği vardır. Masum çocuk bedenleri ve açlık görüntüleri ise bu eksikliğin acı yüzüdür. Onca ilerlemeye rağmen birkaç dolarlık sıtma örtülerini tedarik edemeyen, mülteci botlarını şişleyen, Akdeniz'i mülteci kabristanına çeviren bir vicdansızlıkla karşı karşıyayız.

"Sizler fedakarlığın sembolüsünüz"

Bölgemizde yaşanan felaketler devlet adamları olarak bizler kadar insani çalışma yapanları da üzüyor. Uzmanlaşmış kurumsal yapılarıyla Kızılay ve Kızılhaç kriz anlarında kıtlık, açlık ve felaket dönemlerinde önemli bir hizmet veriyor. Sizlerin yürüttüğü insani çalışmaların hakettiği desteği görmediğini de biliyorum. Görevlerinizi yaparken yaşadığınız sıkıntılar yeteri kadar bilinmiyor. Bir çuval unu, bebek mamasını, temizlik malzemesini muhtaçlara götürmek için ne engellerle karşılaştığınız yeterince anlaşılmayabiliyor. Kişi profesyonel de olsa bu işi meslek olarak da yapsa insani yardım özünde bir gönüllülük faaliyetidir. İnsan hayatının değersiz olduğu, herşeyin parayla anlamlandırıldığı bugünün dünyasında sizler fedakarlığın sembolüsünüz. Zira hayır, hasenat ve yardım işlerinde itimat ve güven herşeydir. Bu noktada yaşanacak her şüphe, insani yardım çalışmalarının ifasında ciddi sıkıntılara sebebiyet verir. Bu bakımdan sizlerin faaliyetlerinde şeffaflığın, hesap verilebilirliğin son derece önemli olduğunu düşünüyorum.

"Bazen yardımlar muhattaplarına ulaşamıyor"

Koordinasyonun arttırılması da çok önemli. Eşgüdüm eksikliğinden dolayı bazen yardımlar muhattaplarına ulaşamıyor. Bu da kaynak israfının yanında insani dramların yayılmasına sebebiyet veriyor. Bunu tespit ettiğimiz için İstanbul'da 13. İslam Zirvesi'nde bir çağrıda bulunmuştuk. İnsani yardım çalışmalarının koordinjasyonunu sağlamakta güç birliğine dikkat çekmiştik. Bugün Türk Kızılayı'nın yaklaşık 3 yıl önce yaptığımız çağrının ete kemiğe bürünmüş hali olmasından memnuniyet duyuyorum. Uluslararası Kızılay ve Kızılhaç federesyonlarının, derneklerinin her birine teşekkür ediyorum. Oluşan dayanışmanın inşallah güçlenerek devam edeceğini umuyorum."

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner15