Ceza Hukukçusu Ağgürbüz Af Yasasını Anlattı

Kahramanmaraş'ın başarılı avukatlarından Ceza hukukçusu Abdullatif Ağgürbüz Kahramanmaraş'ta Bugün Gazetesine özel olarak verdiği röportajında af yasa tasarısını ve çeşitli konu başlıklarına değindi.

Ceza Hukukçusu Ağgürbüz Af Yasasını Anlattı

Gündemde olan af ve infaz yasası ile ilgili görüşlerini açıklayan Ağgürbüz, ''İnfaz ile ilgili taslak henüz yayınlanmadı ancak yargılama sistemi ve tutukluluk ile ilgili kısma ilişkin değişikliği öngören taslak geçen hafta yayınlandı. Bu taslakta en çok dikkat çeken kısım, tutukluluk sürelerinin kısalması olmuş. Ancak yine hakimin gerekçe belirterek bu süreyi uzatma hakkı bulunuyor. İşte sıkıntılı olan bölüm burası. Hakimlerimiz ‘’ mevcut delil durumu gibi basit bir gerekçeyle keyfi tutuklamalara yönelebiliyor’’ dedi.

Tutuklama çok ağır bir tedbirdir, masumluk karinesi gereği bu hususta kesin, net ve takdir hakkını kısıtlayıcı düzenlemeler gelmelidir diyen Ağzgürbüz, ''Neticeten, tutukluluk süresinin kısalması konusundaki düzenleme yerindedir ancak yeterli değildir. Af konusunda ise, belki tepki çekecektir ama açık yüreklilikle fikrimi beyan etmek istiyorum. Af kesinlikle çıkmalıdır. Çünkü özellikle son yıllarda yapılan yargılamalarda verilen cezalarda hakkaniyetin zedelendiğini düşünüyorum. Bazı suçlarla sınırlı olmak kaydıyla af mutlaka çıkmalıdır. İnfaz ile ilgili düzenleme de şuan için gündemde. Ben infazın tüm suçlar için düzenlenmesine karşıyım ama suç konusu ne olursa olsun; ETKİN PİŞMANLIKTAN faydalanan, pişmanlığını dile getiren, pişmanlığı konusunda bildiklerini devlet ile paylaşan kişilerin infazının gözden geçirilmesi ve rehabilite edilerek topluma kazandırılması düşüncesindeyim'' ifadelerini kullandı.

Af konusunda toplumun tepkileri var, suç işleyenlerin serbest bırakılacağı düşünülüyor…

MHP’nin sunmuş olduğu af tasarısı bence toplumun kaygılarını haklı çıkaracak mahiyette. MHP tarafından sunulan af tasarısında, genel olarak kişilere karşı işlenen suçlara af getirilmesi öngörülüyor. Benim kanaatimce, zarar gören kişi affetmedikçe, yahut onun zararı tanzim edilmedikçe, devletin zarar vereni affetme hakkı ve yetkisi yoktur. Sizi dolandıran bir kişinin, zararını gidermemesine rağmen devlet tarafından affedilmesi ne kadar doğrudur. Benim kanaatimce devlet, ancak kendisine karşı işlenen suçlarda af çıkarma hakkına sahiptir. Ak Parti’nin hazırladığı teklifinde bu yönde olduğunu düşünüyorum ve bu yönde haberler alıyorum. Ancak yukarıda da belirttiğim gibi, af sınırsız ve şartsız olmamalı, özellikle etkin pişmanlık gösterip devletinin yanında olanları kapsamalı ve sağlıklı bir rehabilite ve topluma kazandırma ortamı oluşturmalıdır. Bu haliyle çıkacak affın toplum yararına olduğunu düşünüyorum.

Etkin pişmanlık ve rehabilite süreci konusunu açar mısınız ?

Etkin pişmanlık genel olarak devlete, bazı suçlarda ise bireye karşı işlenen suçlara yönelik düzenlenmiştir. Etkin pişmanlığın ilk şartı suçunu kabul etmek, ikinci şartı ise bu fiil ile ilgili bildiği hususları, halen faal olan kişileri, bu suç yönüyle devleti ve toplumu bekleyen olası tehlikeleri bildiği ölçüde itiraf etmek ve anlatmaktır. Bireye karşı işlenen suçlarda etkin pişmanlıkta ise, bu iki şarta ilave olarak, bireyin zararını gidermek de eklenmektedir. Zararı giderme ölçüsü ve zamanına göre, cezadan indirim oranları değişmektedir. Bu kişiler bir nevi suçtan yüz çevirmiş, toplumla normal bir yaşamı kabul etmiş kimselerdir. Bu nedenle devlet göstereceği şefkatin en fazlasını göstermeli ancak denetimli serbestlik müessesi ile bu kişileri belirli zaman diliminde kontrolde tutarak rehabilite etmelidir. Örgüt üyeliği, uyuşturucu ticareti, hırsızlık, yağma gibi suçlar etkin pişmanlığın en çok uygulandığı alandır. Bir kişinin yağma suçundan 12 yıl, hırsızlıktan 4 yıl, uyuşturucu ticaretinden 10 yıl, örgüt üyeliğinden 7 yıl ceza almasının devlet ve toplum açısından tek menfaati, bu kişinin toplumdan uzak durması ve daha fazla zarar vermemesidir. Ancak yağma yağan kişi karşı tarafın zararını giderir ve özür dilerse, uyuşturucu satan kişi uyuşturucu temin ve satış trafiğini anlatır, başka satıcıları devlete teslim ederse, örgüt üyesi olan kişi örgütün mahrem yapılanmasını deşifre ederek devletin ulaşamadığı kişilere ulaşılmasını sağlarsa, toplumun menfaati diğer seçenekten çok çok fazla olacaktır. Bu nedenlerle infaz ve af uygulaması toplum tarafından bu şartlarda mutlaka desteklenmelidir.

Ceza yargılamaları açısından kısa bir değerlendirmenizi alabilir miyiz ?

Ceza hukukunun konusu, genel olarak hürriyeti bağlayıcı müeyyidelerin mahkeme heyeti tarafından takdiridir. Yani yargılama neticesinde sanığın hürriyeti bağlanacak, cezaevine girecek, kişilik hakları elinden alınacaktır. Bu nedenle ceza hukuku bence en dikkat edilmesi gereken hukuk dallarındandır. Ancak ülkemizce ceza hukukunun toplum ve sanık üzerindeki etkileri maalesef farkına varılmış bir konu değildir. Hakimlere tanınmış olan geniş takdir yetkisi, cezaların alt ve üst limitlerinin çok farklı olması, keyfi tutuklamalar, mahkemelerin farklı uygulamaları, 5 yılın altındaki cezaların Yargıtay’a gitmeden onanması gibi durumlar hukuksuzlukların cereyan etmesine sebebiyet vermektedir.

Bu konuda çözüm öneriniz nedir ?

Öncelikle keyfi tutuklamalara son verilmelidir. Kuvvetli delillerin gerçekten var olduğu araştırılarak tutuklama kararı verilmelidir ve tutuklama tedbirine sadece belirli suçlar için başvurulmalıdır. En geç ayda bir kez yapılan tutukluluk incelemeleri, 15 Temmuz sürecinden önce olduğu gibi, duruşmalı yapılmalıdır. Dosya üzerinden yazı işlerinde çalışan kalem personelinin kopyala yapıştır ile tutukluluk devam kararı tesis etmesinin önüne geçilmelidir. Özellikle Ağır Ceza Mahkemelerinde görev alan hakimler için liyakat ve yeterliliğe son derece dikkat gösterilmelidir. Ağır Ceza Hakimleri için kıdem ve yaş gibi sınırlar getirilmelidir. Hakimlerin sık sık tayin edilmesinin önüne geçilmesi de oldukça önemlidir. Günümüzde maalesef her celse de başka bir hakimle karşılaşıyoruz. Bu ise hem sanık hem de avukat açısından telafisi güç sıkıntıların ortaya çıkmasına sebebiyet vermektedir.

Ticari davalarda arabuluculuk müessesi hakkında bilgi verebilir misiniz ?

Bilindiği üzere, son yıllarda arabuluculuk müessesi davaları hızlandırmak ve neticeye ulaşmak amacıyla bazı konularda kanunlarımız tarafından zorunlu kılınmıştır. Öncelikle iş davalarında getirilen arabuluculuk, bu yıl itibariyle ticari davalarda da zorunlu hale gelmiştir. Arabulucu eşliğinde tarafların mutabakatı ile alınan kararlar, mahkeme kararı ile eş değerdir. Arabuluculuk müessesinden faydalanmak için adliyelerde yer alan arabuluculuk bölümlerine başvurmanız ile ilk süreç başlar. Daha sonra atanmış olan arabulucu her iki tarafla görüşerek müzakere süreçlerini başlatır. Neticeten alınan karar mahkeme hükmü gibi uygulanır.

Arabuluculuk müessesinin yargılamalara katkı sunacağını düşünüyor musunuz ?

Kanunlar, bir toplumun örf ve adetinden süzülerek yürürlüğe girmelidir ki, işlevliği had safhada olabilsin. Mevcut arabuluculuk sisteminin yargılamalara kısmen katkısının olacağını düşünüyorum. Ancak sistemin eksik ve yanlışlarının olduğunu da her platformda dile getiriyorum. Toplumsam yapımız incelendiğinde, uyuşmazlıkların çözümü için bir hakeme ihtiyaç duyulduğu görülecektir. Akil birisi aracı olmalı, her iki tarafı uyarmalı, tecrübelerini anlatmalı ve uzlaşmayı sağlamalıdır. Ancak bizde uygulanan arabulucuk sistemi bu şekilde değildir. Arabulucunun hukuki olarak taraflara yol gösterme, tecrübelerini aktarma ve neticeten insanların ileride başına gelecek hukuki sıkıntıları izah etmesi yasaktır. Bizde uygulanan arabuluculuk, bir nevi moderatörlüktür. Bu haliyle uygulanan arabuluculuk sisteminin faydasının kısıtlı kalacağını düşünüyorum.

Bu konuyu örneklerle açabilir miyiz ?

Geçen yazımızda, maaş bordrosu ve ücret pusulalarının öneminden bahsetmiştik. Uygulanması gereken arabuluculuk sisteminde, arabulucu bu hususu işverene hatırlatabilmeli, aynı şekilde işçiye de yol gösterebilmelidir. Yani arabulucuda uzlaşılamaması halinde yargılama neticesinde lehe ve aleyhine olan durumları bir hukukçu olarak izah edebilmelidir. Ticari davalarda tanık dinletme sınırından, ticari defterlerin delil gücünden, ticari deftere işlememiş bir alacak nedeniyle yargılama aşamasında sıkıntı yaşayacağından, fatura ile başlatılan icra takiplerinde sevk irsaliyesinin olmamasının sıkıntısından ve sair hususlardan bahsederek tarafları uzlaşmaya hukuki bilgilerle ikna etmelidir. Ancak mevcut arabuluculuk sisteminde bu hususlar yasaklanmış, arabulucunun bir nevi modaretörlük yapması istenmiştir.

Sizin öngördüğünüz arabuluculuk sisteminin uygulandığı ülkeler var mı ?

Tabi ki var. Zaten dünya genelinde iki sistem üzerinde yoğunlaşılmış. Biz bu sistemlerden arabulucunun moderatör konumunda olduğu sistemi tercih etmişiz. Bir çok dünya ülkesi yukarıda benim de tercih ettiğim sistemi uyguluyor.

Arabuluculuk konusunda ilave edilmesi gereken hukuki uyuşmazlıklar sizce neler olmalıdır ?

Türkiyede uygulanan mevcut arabuluculuk sisteminde, boşanma davaları ve taşınmazın mülkiyetine ilişkin uyuşmazlıklar arabulucu ile çözülememektedir. Ben bu uygulamanın da yanlış olduğunu düşünüyorum. Ülkemizde yargılaması en sıkıntılı olan alanlar taşınmaz ve boşanma davalarıdır. Arabuluculuk ile çözülmesi en mümkün olan alanlar da bunlardır. İngiltere bu söylediklerime en güzel örnektir. İngiltere hukukunda bir çok boşanma davası arabuluculuk ile çözülüyor. Türkiye de ise en kısa boşanma davası iki yıl sürüyor. İstinaf ve Yargıtay aşaması ile boşanmaya karar veren çiftler yaklaşık dört yıl bu sürecin sıkıntısını yalıyor. Bu durum hem çiftlerin hem de çocukların psikolojisinde olumsuz etkiler meydana gelmesine sebebiyet veriyor. Kanaatimce, bir an önce boşanma davalarında da arabulucukuk şartı getirilmelidir.

HABER-FOTO: YAŞAR ERİKLİ

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner15