Yeni bir savaş mı başlıyor

Çin ve ABD arasında başlayan ticaret savaşı 2018'in son dönemecinde sakinlese de uzmanlar önümüzdeki yıl yeni bir soğuk savaş çıkabileceği ihtimali üzerine yoğunlaşıyor.

Yeni bir savaş mı başlıyor

Çin'de beddua edildiğinde söylenen cümlelerden biri "İlginç zamanlarda yaşayasın". Gerçekten de çok ilginç ve bir o kadar da tehlikeli zamanlarda yaşıyoruz.

Dünyanın ekonomik, siyasi ve güvenlik mimarisi istikrarını kaybediyor. Bu mimari giderek ABD ve Çin arasındaki gerginliklerin, rekabetin üzerinden yeniden şekillenmeye başlıyor.

ABD'de Trump yönetiminin Çin'den gelen mallara ek ithalat vergileri koyarak bir anlamda ticaret savaşı başlatması iki ülke arasındaki gerginliklerin arttığına işaret ediyordu.

HUAWEI OLAYI

Washington'un talebi üzerine, Çin'in en önemli teknoloji şirketi Huawei'nin kurucusu ve yönetim kurulu başkanı Ren Zhengfei'nin bir gün yerine geçmesi beklenen kızı, şirketin finans müdürü Sabrina Meng Wanzhou'nun Kanada'nın Vancouver Havaalanı'nda, Hong Kong'tan gelerek Meksika'ya gitmek üzere uçaktan indiğinde tutuklanması büyük bir diplomatik sarsıntı yarattı.

ABD, Huawei'nin İran'a konan ambargoyu deldiğini iddia ediyordu.

Çin yönetimi çok sert sözlerle tepki gösterdi, Wanzhou'nun hemen serbest bırakılmasını talep etti. Başkan Trump'ın, "Çin ile ABD arasında kapsamlı ve tarihsel bir ticaret anlaşmasının yapılmasını kolaylaştıracaksa devreye girebileceğini" söylemesi, yasal bir olaydan daha çok, siyasi bir satranç hamlesiyle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyordu.

ÇİN'İN TÜRKİYE EKONOMİSİNE NASIL FAYDASI OLUR?

South China Morning Post gazetesinin "Çin yorumcusu" Cary Huang'a göre, Batı'nın 5 büyüklerinin (ABD, Kanada, Fransa, Almanya, İngiltere) istihbarat örgütleri Çin'in teknolojik gelişmesini, bu kez özellikle iletişim teknolojisi 5G'de dünyada liderliğe oynayan Huawei üzerinden engellemeye çalışıyorlardı. İki gün sonra, son APEC (Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği Zirvesi üzerine yazarken, Huang, "Bir savaş yönünde ilerlemekte olan ABD ve Çin arasında sıkışan Asya artık güvenli bir yer değil" diyecekti.

Çin'in, ekonomisini piyasa ilişkilerine açmaya başladıktan, özellikle Dünya Ticaret Örgütü'ne üye olduktan sonra, giderek liberal dünya düzeniyle yalnızca ekonomik değil siyasi olarak da bütünleşmesi bekleniyordu. Şimdi Çin liberal ekonomik düzeni sorguluyor, ABD ile Çin arasında bir savaş olasılığından söz ediliyor.

40 YIL ÖNCE BUGÜNLERDE

Deng Xiaoping'in, Çin toplumunu piyasa ilişkilerine, dünya ekonomisine açmaya başlayan politikaları, 40 yıl önce, Aralık 1978'de açıklamıştı. O günden bu yana köprülerin altından çok sular aktı.

Soğuk Savaş bitti, "ABD liderliğinde tek kutuplu bir dünya", bir "ABD İmparatorluğu" projesi ve yeni bir "küreselleşme" dönemi başladı. Sonra 2001'deki 11 Eylül saldırısı ile Afganistan ve Irak savaşları; ABD imparatorluğu projesinin, tek kutuplu dünyanın, 2008 mali krizi de küreselleşme döneminin bittiğini haber veriyordu.

Artık dünyanın ekonomik merkezi Doğu'ya kaydığından buna bağlı olarak, özellikle 2008 mali krizinin ardından yerleşen uzun durgunluk içinde Çin'in yeni bir siyasi merkez olarak yükselmesinden söz ediliyordu. Gerçekten de bu yeni dönemde, Çin kendi ekonomik ve siyasi gereksinimlerine uygun yeni ve farklı bir küreselleşme geliştirmeye, ABD liderliğinde gelişmiş küreselleşme sürecini kendi gereksinimlerine göre dönüştürmeye başlamıştı.

Bugünlerde, Çin'in dünya ekonomisinde gittikçe artan, yayılan ekonomik gücüne paralel siyasi ve kültürel etkisinin altına giren ülkelerin sayısının da artmakta olması, teknolojik gücünün etkisiyle askeri kapasitesinin giderek gelişmesi, yalnızca kendi bölgesindeki ülkelerde değil, kabaca "Batı" olarak tanımlayan ABD ve Avrupa ülkelerinde de kaygı yaratıyor.

Deng Xiaoping "reformlarının" 40. yılında, "Soğuk Savaş" bittikten, yaklaşık 30 yıl sonra, Çin "hegemonyasından", Çin "emperyalizminden", ABD ile Çin arasında ikinci bir Soğuk Savaş'ın gelişmekte olmasından, hatta askeri çatışma olasılıklarından söz ediliyor.

BAŞ DÖNDÜREN EKONOMİK BÜYÜME

Çin ekonomisi Xiaoping reformlarından 2007 yılına kadar yılda ortalama yüzde 9,5 büyüdü. Mali krizin patlak verdiği 2007 yılında Çin'in büyüme hızı yüzde 14'ün üstündeydi.

Mali krizden Çin'in ekonomisinin de etkilendiğini ve büyüme hızının yüzde 7 düzeyine gerilediğini görüyoruz. Yine de aynı dönemde gerek dünya ekonomisinin gerekse de gelişmiş ülkelerin derin bir resesyona girdikleri, ardından da düşük büyüme trendine oturdukları göz önüne alınırsa, Çin'in hala baş döndürücü bir hızla büyümeye devam ettiği söylenebilir.

Reformlara başladığından bu yana Çin 800 milyon insanı yoksulluk sınırının üzerine çıkartmış.

Çin'in toplam ihracatı reformlardan bu yana 1979'da 13.5 milyar dolardan 2006'da 969 milyar dolara, 1917'de 2,1 trilyon dolara çıkmış. Aynı dönemin başında dış ticaret dengesi 2 milyar dolar açık verirken, 2017'de 489 milyar dolar fazla veren bir düzeye gelmiş.

Çin'in dünya ticareti içindeki payı da sürekli artmış; toplam ihracat içindeki payı, 1983'te yüzde 1 düzeyinden 1917'de yüzde 13,5'e yükselmiş. Aynı dönemde, ABD'nin toplam küresel ihracat içindeki payı yüzde 11,2'den yüzde 9'a gerilemiş. Böylece Çin dünya ihracat klasmanında birinci sıraya yerleşmiş (Dünya Ticaret Örgütü'nün 2018 verileri).

Bu hızlı büyüme trendinin ardından, IMF hesaplarına göre, Çin'in milli gelirinin ABD milli gelirini, satın alma paritesi hesabıyla, 2013 yılında yakaladığı ve geçtiği gözlemlenirken, cari fiyatlarla ölçüldüğünde 2030'da yakalayacağı tahmin ediliyor.

IMF verilerine göre, Çin dünyanın en büyük imalat sanayine, en büyük döviz rezervlerine sahip ülke konumuna ulaşmış.

Baş döndürücü hızla büyüyen Çin ekonomisinin enerji, hammadde, gıda malları gereksinimlerinin hızla arttığı, ithalatının, toplam küresel ithalatın yüzde 10'una ulaştığı görülüyor.

TEKNOLOJİK GELİŞME

Çin'in gerçekleştirdiği, hızlı ekonomik büyüme içinde 2006 yılında 893 milyar dolardan 2015'de 2,6 trilyon dolara çıkan brüt katma değerin getirdiği kaynaklar, teknolojik gelişmeleri özellikle, bilgisayar, bilişim alanlarında, haberleşme, istihbarat, izleme, denetleme, savunma, uzay araştırmaları sektörlerinde hızlandırmış.

Örneğin, 2016, 2017 ve 2018 yıllarından dünyanın en hızlı bilgisayarları yarışını Çin kazanıyor. Yakın zamana kadar Batı kaynaklı yazılımlara dayanan bu bilgisayarlar 2017'de kendi işletim sistemlerini geliştiriyor, Batı'dakinden farklı bir bilgisayar modeliyle öne geçiyor.

Dünyanın en büyük radyo teleskopunu, en uzun hızlı tren hattı ağını kuran, uzaya ilk kuantum iletişim uydusunu gönderen, kuantum interneti kurma yolunda hızla ilerleyen Çin, klonlama, embriyo ve kök hücre, virüs araştırmalarında hızla batıyı yakalıyor kimi alanlarda öne geçiyor.

Yapay zeka, özellikle bunun savunma, izleme alanlarına yönelik uygulamalarında da Çin hızla liderliğe aday oluyor. Uzay araştırmalarında, uzay istasyonu, ayın karanlık yüzüne araç gönderme, gelecekte ayda bir üs kurma çalışmalarında da Çin öne geçiyor.

Çin'de yayımlanan bilimsel araştırma makaleleri 2016 yılında 409 bine karşılık 426 bin makaleyle ABD'yi geçmiş. Bunda Çin'in 1995-2013 arasında bilimsel araştırmalara ayırdığı kaynağın 30 kat artarak, 243 milyar dolara ulaşmış olmasının büyük katkısı var.

Saygın bilimsel araştırma dergilerinden The Nature'un eski editörü ve İngiliz The Guardian gazetesinin bilim yazarı Philip Ball, "Çin'in önde gelen üniversiteleri Batı'nın önde gelen üniversitelerine eşit olanaklar sunmaya, akademik araştırmalara çok daha fazla kaynak ayırmaya başladılar… Batı'daki Çinli bilim insanları ülkelerine geri dönmeye başlıyorlar" diyor.

ABD'nin savunma gereksinimlerini, teknolojik gelişme potansiyellerini irdeleyen Ulusal Bilim Vakfı (The National Science Foundation) her yılın başında bir rapor yayımlıyor. Bu yıl yayımlayan rapor, yukarda değindiğim alanlarda Çin'in ABD'yi yakalamaya, kimi alanlarda geçmeye başladığını saptıyordu.

Amerikan Washington Post gazetesi yazarı Robert J. Samuelson'un aktardığına göre, ABD savunma gereksinimlerini ve teknolojilerini tartışan uzmanlardan bilim insanlarından ve araştırmacı yazarlardan oluşan Aspen Staregy Grubu'nun bu yıl Ağustos toplantısında, Çin savunma teknolojilerinin gelişme hızı, özellikle yapay zeka, haberleşme, bilişim savaşları ve şifreleme alanlarında attığı adımlar çok kaygı yaratmış.

ÇİN VE YENİ JEOPOLİTİK

Büyümenin devam edebilmesi, halkın hızla artan tüketim gereksinimlerinin, refah beklentisinin karşılanabilmesi dolayısıyla toplumsal barışın korunabilmesi için Çin'in gıda, su, hammadde, özellikle haberleşme ve savunma teknolojilerinde kullanılan değerli mineraller ve enerji mallarında ithalat gereksinimlerinin güvence altına alınması gerekiyor.

Güncelleme Tarihi: 29 Aralık 2018, 11:02
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner16

banner15