TÜKETİCİ BİR ÜLKEYİZ, ÜRETİCİ DEĞİLİZ!

Beni bilen bilir, dik biriyimdir, eğilmem, büzülmem.

Her ortamda konuşmam, konuşmayı da fazla sevmem, fikirlerimi köşeme taşırım.

Yerli yerinde kısa ve öz fikirlerim olur…

Hani derler ya Arılar bal yapar ama balın tarifini yapamaz!

İşte bende fikir sunarım, ama uygulayamam.

Bu yazımı okuyunca diyeceksiniz ki bu kadar biliyordun da sen neden bu işe soyunmadın diyeceksiniz.

Her zaman diyoruz ya alt yapı çok önemli.

Altyapıda en iyi sonucu alabilmek için oyuncu, antrenör, tesis, proje ve zaman kriterlerinin hepsinin bir arada olması lazım ancak öncelik, yetenek seçimi yani oyuncudur.

Ondan sonra eğitici, tesis, organizasyon gelir.

Profesyonel düzeyde oynama fırsatının bulunması da gerekiyor.

Üst yapılarda oynayacak imkan sağlanmazsa, bunların hiçbiri yerine getirilmemiş gibi oluyor.

80 milyonluk bir ülkeyiz, yaklaşık 20 milyon da gencimiz var ancak kaçı spor yapabiliyor?

Bunun dışında hem tesis hem de organizasyon anlamında eksiğiz.

Daha önemlisi okul sporcu işbirliği anlamında yetersiziz.

Bu sadece futbolda da değil, diğer spor dallarında da böyle çünkü spor yapabilen çocuğumuz az.

Oturdukları, ikamet ettikleri mahallelerde spor yapacak ortamı bulamıyorlar.

Özellikle Anadolu’daki çocuklar tesisten mahrumlar.

Bu bahsettiğimiz havuzdan yetenek teşhisi yapıp elit sayıya ulaşamıyoruz.

Kulüplerin mantalitesi de çok önemli.

Tüketici modelde olan bir ülkeyiz, üretici anlayışa döndüğümüzde bunların hepsini bir bir aşabiliriz. Ancak okul durumu baya belirleyici oluyor.

Sabah 8:30 akşam 4-5 gibi biten bir eğitim düzenimiz var.

Bu çocuklar ne zaman spor, antrenman yapacaklar?

5 gibi antrenmana getirebildiğiniz, beslenmesini düzgün sağlayamamış çocuğu antrenman yaptıracak ve eve ulaştıracaksınız bu da saat olarak 8-9’u bulacak.

Bu çocuk ne zaman dinlenecek, 24 saatinin kaçını ayakta geçirmiş olacak?

Kulüpler ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın bir çözüm bulması gerekiyor.

Altyapılardaki oyuncuların yetenek olarak profesyonel seviyeye ayak uyduramadıklarını düşünmüyorum, ayak uyduramama daha çok psikolojik, aile, çevresel faktörlerden, profesyonel kulüplerin ihtiyaçlarından kaynaklanıyor.

Günlük başarılarla, sonuçlara endekslendiği için A Takıma geçiş sürecinde sabır olmuyor.

Medyanın, ailenin, toplumun bakış açısı çocukları etkiliyor.

Diğer önemli nokta ise ekonomik farklar.

Profesyonel olunduğunda yaşam tarzları çok önemli farklar oluşturuyor.

Maalesef altyapılarımızda rekabetçilik kanayan yaramız.

Altyapılarda çalışanlar olarak sonucun önemli olmadığını düşünüyor, ifade ediyoruz ancak uygulamaya gelindiğinde sonuç elde edilemediği zaman bunu söyleyenler, o görevleri yapamayacak durumda oluyorlar.

Dışarıdan kulübe, kulüpten antrenöre, antrenörden de oyuncuya bir rekabetçi anlayış geçebiliyor. Yoksa oyuncunun gelişiminin, takımın puansal gelişiminden daha önemli olduğu gerçeği ortada.

Doğru bir altyapının dört temel unsuru vardır: Kaliteli eğitmen, kaliteli oyuncular, kaliteli fiziksel koşullar ve iyi bir organizasyon.

Organizasyonun içerisinde de oyuncuları nasıl eğiteceğini belirleyen felsefe yatar.

Bu dört kriterden birini öne çıkarıp birini daha önemsiz gibi gösteremeyiz.

Zaman ve proje oldukça önemli.

Ülke olarak sabırsız bir yapımız var, her şey hemen olsun istiyoruz.

Altyapıya bir yıl yatırım yapıp ertesi sene A takımda fark yaratacak oyuncular çıksın istiyoruz.

Ülke olarak bu kriterlerin birçoğunda geride olduğumuzu söyleyebilirim.

Fiziksel koşullarımız ülke genelinde yetersiz, birçok ilde yeterli sayıda futbol sahası yok.

Profesyonel kulüplerin altyapı tesisleri yetersiz durumda.

Yetenek havuzumuz geçmiş yıllara göre daralıyor, son 10-15 yıla baktığımızda doğal yetenekli çocuklar azalmaya başladı.

Kaliteli antrenörler de ne yazık ki profesyonel arenaya kaymak istiyorlar çünkü altyapıda hem az hem de düzensiz maaş alıyorlar.

Kalifiye, kaliteli antrenör, profesyonel arenada çalışmak istiyor.

Hal böyle olunca da Amatör futbol amatörlük yok olup giderken Alt yapıda yobazlaşıyor.

Alt yapısı olmayanın üst yapısı da olmuyor.

Her yıl seçme yapılıyor, oradan arısını da siz düşünün.

Gelinen nokta belli, gidilecek nokta belirsiz.

Kalın Sağlıcakla…

YORUM EKLE

banner15